toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2021 Cuma

İş, iştir...



Çocukların hayat karşısında bu kadar erken mücadele etmek zorunda kalması, bizim ayıbımız.

Sorun kişilerin, çözüm olarak hemen kamu kurumlarını veya siyaseti adres göstermesi.
Parasını vereyim de beni uğraştırmasın.
(Benim de vicdanım para verdiğim için rahat, o para da kolay kazanılmıyor ve kendi hayatımızdan bir ödün sonuçta..)

Doğruluğu tartışılabilir. Eksikleri var.

Ama toplum olarak bu tip konularda sorumluluğu ve yetkiyi verdiğimiz ve üstelik gelirlerimizin yarısıyla vergi olarak desteklediğimiz kamu kurumlarından çok da çözüm üreten şeyler çıkmıyor.
Bana göre hatta bazıları, "biraz şişirilmiş renkli balonlar"... Fazla şişince veya ilk engelde patlıyorlar.

Hammaddesi yurt dışından ithal edilen hazır kedi-köpek mamalarına milyonlarca dolar ödeyen ve bunu "sevgi, merhamet" adına yapan bir milletiz.
Kapasitemiz var. Paramız da...

Çocukların sokaklarda çalışmasını yasaklamak, aileyi cezalandırmak da çözüm değil.
Başka yollar üretmeliyiz.
En başta da bu konuda çalışan, sivil sosyal yardım kuruluşlarına katılıp, desteklemeliyiz.

Havadan para elbette kıymetsiz.

Birey olarak bağımsız olması önemli.
Bu ülke de ciddi bir istihdam sorunu var.
Bir çok sebebi var ama en başta geleni, planlama hatası...
Örneğin: Adamın işe ihtiyacı var. ama kalifiye değil, boşluk olan alanda.. Ona eğitim imkanı sunulmalı.

Ya da (daha çok gençlerimiz) iş beğenmiyorlar. İşin iyisi kötüsü olmaz.

Üç temel sebep var, gözlemlediğim.

İlki çocuklarımızı bizler yani ebeveynler olarak çok pohpohluyoruz. Koruyoruz.Harçlık verip, ihtiyaçlarını karşılıyoruz.
Önüne konan işi ve getirisini, sahip oldukları ile kıyaslıyor. Genelde rahat durumda kalmayı tercih ediyorlar.
Benzer mantık, yardım, sosyal yardım ve destek alan yetişkinler içinde geçerli...

İkincisi çocuklarımız istedikleri, zevk aldıkları işlerde çalışamıyorlar.
Gerçi çoğu ne yapmayı sevdiğini bile bilmiyor.
Küçük yaştan itibaren sınavlardı, ödevlerdi derken çocuklara kendilerini tanımaları ve hobi edinmeleri için fırsat vermiyoruz.
Karar verme zamanı gelince, iyi kötü bir karar veriyorlar ve genellikle bu karar geçici süre işe yarar oluyor.
Çocuklarımızı serbest bırakmalıyız. Günlük çalışma planlarında, ne olursa olsun, kendilerine ayıracakları bir kaç saat belirlemeliyiz. Ve bu boş vakit olarak asla isimlendirilmemeli.
Boş vakit, hakikaten boş ve dinlenme , düşünme ile geçen zamandır. Bırakın çocuğu 3 saat daha az test çözsün, ödev yapsın.
Sanki okulu iyi derece ile bitirse veya sınavda çok yüksek not alsa, geleceği daha iyi ve mutlu mu olacak?
O sadece bir olasılık. Kesin değil.

Üçüncüsü ise bizim yani toplum olarak, çalışanın-gencin etrafındaki kişiler olarak ön yargı ve beklentilerimizin yüksek oluşu.
Çocuk bir iş yapmaya kalksa, beğenmiyoruz, ona yakıştıramıyoruz.
"- Onca yılın ve emeğin, parası bu mu?" diyoruz.
Gençte bunu benimsiyor. Sanki mezun olur olmaz, büyük sorumlulklar alacakmış gibi kariyer beklentisi ve havası oluyor.
Bu bulaşıcı bir şey ve kalifiye olmasa bile herkes yaptığı işin kendisini temsil edip etmediğini, yakışıp yakışmadığını sorguluyor. Çünkü gizli de olsa bir mahalle baskısı hissediyor.

İş iştir, evi geçindiren ve toplumun ihtiyacı olan her iş değerlidir. (Bazıları ahlaken normları zorlasa bile onlar bile bir iştir. Çünkü toplumda talep var, işlevi var.)

O yüzden hırsızlıkla, yalanla, aldatma ile veya fırsatçılıkla ilgili yapılan işler haricindeki tüm toplumca talep edilen işlere saygı duyulmalı.
Bir kanalizasyon temizliği de iştir, bir fabrika veya devlet dairesi yöneticiliği de... Yeter ki toplum içinde işlevi olsun ve çalışana dürüst kalmasını sağlayacak şekilde fayda sağlasın..

Bu bakışımızı değiştirmeli ve çocuklarımıza bunu da aşılamalıyız. İş, iştir. Dürüstçe oldukça, her türlüsü saygıya layıktır.


12 Ocak 2021 Salı

Siyaseti ne yozlaştırıyor?

Siyasetçi insan olarak yozlaşmaz. O hala iyi bir insan, tutkulu bir vatansever ve tamamen toplumu için bir şeyler yapmak istiyor olabilir. Ahlakı ve hatta geçmişi olumlu referans olabilir.

Ama bunlar siyasetçiyi yozlaşmaktan kurtarmıyor.

Siyasetçinin önce şu bilince ulaşması lazım.
Devlet, toplum tarafından kendi aralarındaki işleyişi düzenlemesi için oluşturulmuş bir kurumdur. Varlığı toplumu bağımlıdır ve toplumsuz bir devlet bu yüzden olamıyor.

İkincisi siyaset eleştiri alanı değildir. Farklı bakış açılarının işbirliği alanıdır.
Hiç bir görüş, öneri tek başına geçerli doğru değildir. (Doğru olması için çok geniş bir veri kaynağından destek alması gerekir.)
Bu yüzden çok kutuplu siyaset alanı, aslında toplum için o anki en uygun çözümleri içeren süperpozisyonudur.
( https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCperpozisyon_prensibi_(fizik) )

Bizdeki sorun, siyasetin, ortamında çoğunluk olanların tek söz sahibi olmalarında... Bu siyaset değil ki, bir tür topluluk diktatörlüğü..

Üçüncüsü ise siyasetçinin ekonomik düzeyi... Ülkemizde hayatını hatta ailenin, çocuklarının geleceğini garanti altına almak istiyorsan, siyasete gir.
Ama bu işte kolay değil. Siyaset düşük ve orta gelirli vatandaş için çok masraflı ve riskli bir alan.
Bu kadar parası olsa zaten ne işi var siyasette? İşleri yolundadır.

Bu yüzden siyasete, aday adaylığı ve adaylık harçlarını partilere il ve ilçe örgütlerine yatırabilenler girebiliyor.
Ehh...Haliyle yüksek gelir grubunun arka bahçesine dönüyor siyaset arenası...
Ondan sonra da yırtınıyorlar. Halka inemiyoruz diye..
İnemezsiniz!
Aranızda elektrik su, yol, okul, pazar, kira, ulaşım, vb masrafları daha ay başından düşünmeye ve planlamaya alışmış o kadar az adam var ki...
İstediğiniz kadar vatansever ve iyi niyetli olun. Olmuyor. Çünkü bu refah şartlarının verdiği alışkanlıklar ve kültürün bakış açısı ile sorunlara sadece kendi cephelerinden çözüm önerebiliyorlar.

Bakış açıları dar kalıyor. Sıradan bir vatandaş için hayatı önemi olan bir meblağ, onun için küçük bir rakam olarak kalıyor.
Eskiden siyasete maddi durumu iyi olanlar, partiyi ekonomik olarak desteklesin ve karnı toktur, tenezzül etmez diye davet edilirlerdi... Doğru da o dönemin siyasetçileri en azından devlet adamıydılar.
Ama şimdi? Adamın milyarları var. Kendisi veya oğlunu, damadını sokuyor siyasete...
Eğer faydalı bir şey yapacaksan vatana, git bir oda'nın başkanı ol, tacire esnafa destek ol ki onlarda halka destek olsun.
Ya da sivil toplum örgütlerini destekle geliştir.
Zaten bu ülkenin faydasını isteyen ve maddi durumu iyi olanlarda genelde böyle yapıyor.

Siyaseti ve siyasetçiyi yozlaştıran bir diğer şey de, ekip ruhunu, itaatkarlıkla karıştırmış olmaları.
Ekipler, çözümü zor bir sorunu; çoklu bakış açısıyla ele alıp, çözüme doğru yerden başlamak ve sürdürmek için vardırlar.


Ekip lideri, bunları koordine eder, işbirliklerine yönlendirir ve seslerinin-görüşlerinin diğer ekip üyelerince de duyulması ve dikkate alınması için uğraşır.
Biz de ise lider demek, belli bir süre için de olsa "tek karar merci"demek.
Ekip üyeleri itaat edip, mevçut işlerin sorumluluk yüklerinden kaçtıkça, liderin gücü artıyor ama altı da boşalıyor. onu destekleyen kadro, altından çıkıp, yanına geliyor.
Liyakatın yerini sadakat ve yalakalık alıyor.

Sonuç, toplu çöküş çünkü yükseldikleri zemin alttan desteğini kaybediyor ve onları taşıyamıyor.
-----------------
Bence ülkedeki tüm siyasi oluşumlar kendilerine bir reset atmalılar.

24 Temmuz 2020 Cuma

Kadın'a karşı erkek şiddeti ile nasıl başa çıkılmalı?

Bunun çözümü kolay değil. Ve uzun vadeli. En başta, anneler oğullarını eğitmeli. Çocuk rol model olarak babasını alsa da, toplumsal görgü de yönlendiriyor. Bunu kesmek lazım.


Dizilerle, filmlerle maganda, maço erkek tiplemeleri yüceltilmemeli. Erkeklere kadınla iletişim dersleri verilmeli. Hatta okullarda dans kursları ile karşı cinsiyet ile iletişim kuralları (özellikle tango bu konu da iyi bir araç).
Kadınlara da iletişim kursları ve davranış eğitimi verilmeli. Zannetmeyin, daha narin veya duygusal diye kadınlar "erkekle iletişimi" biliyor. Erkekler hakkında çok fazla şey bilmiyorlar. Çoğu erkeği sadece ..salak zannediyorlar. 
Çünkü toplumsal korkularla, erkeklerle iletişim ve sağlıklı arkadaşça ilişkiler kurmaları küçük yaşlardan itibaren hep kontrol edilmiş veya engellenmiş.


Kadın erkeğe dili ile saldırdığın da kavgayı, kontrol etmeyi yönlendirmeyi bilmiyor. Oysa, erkeğin kendini çok yetersiz hissettiği ve kavgayı kaybettiği nokta bu süreçte. O zaman temel içgüdüler kalıyor geriye (Kaç ya da Saldır. Bu fiziksel eylemde de, kadın fiziksel olarak zayıf kaldığı için, öfkeyle hareket ediyor.)


 Bunun eğitimi de verilmeli... Okuldan, üniversiteden, kadın gönüllü kuruluşlarından...(Kadınlara, erkekle tartışma, erkeklere de öfke kontrolü...)

Ayrıca, namus kavramı güncellenmeli ve toplumda işlenmeli. Fahişe diye hor görülen bir çok kadının, erkeklerden ve hemcinslerinden daha namuslu olduğu bir toplumdayız. (Gizlileri, saklı emelleri ve planları yok. Açık olarak işleri ne ise onu yapıyorlar. Askerlik gibi binlerce yıllık geçmişi olan en eski sosyal kurumlardan biri...Yok edilemez.)

Buna karşı namuslu gözürken, ama çocuklara zarar verenlerden, toplumun ekonomik birikimlerini israf edenlere bir çok farklı örnek el üstünde tutuluyor.

Başkasına (bilinçli) fiziksel veya ruhsal zararı olmadan yaşamını sürdürüp, idame ettiren kişilere namuslu denmeli.

Kadınlar artık ekonomik hayatta önemli ve üretken roldeler. Üretken rolleri hiç bir zaman bitmedi ama değişiyor. Erkekle eşitlik çabaları ve savaşları çalışma yaşamına yansıyor. Hukuki eşitlik, uygulama olmadan çok anlamlı değil. Ama bu eşitlik kavgasının bir gözardı edilen noktası daha var. Kadın-erkek ilişkileri de artık eşitlerin ilişkisi değişiyor..
Kız kaçar, erkek kovalar şeklinde aktif-pasif rollerden, tarafların ortak hareket ettiği ve orta noktalarda buluştuğu (her iki tarafında kazan-kazan politikası takip ettiği) rol modellere geçiliyor.
Buna karşılık toplumsal görgü ve rol modellerle, hala yüzlerce yıllık alışkanlıkların modelleri beklentileri oluşturuyor. Bu da işlenmeli.

Bu ülke ve toplum sadece erkeklerin omzunda yükselemez. Kadınların omuzlarında da yükselemez. Birbirlerine destek olmayı öğrenmek zorundalar.

Öldürürcesine, Aşk mı (?)



Kadınlar öldürülemez mi?  Elbette öldürülebilinir. Erkeklerde keza aynı...

İnsanların anlamadığı nüans, bir kadının bir araba kazasında, bir suç işlenmesi sırasında öldürülmesi kadın cinayeti değildir. Basbayağı cinayettir.


Ama bir erkeğin bir zayıflığı, egosu yüzünden bir kadının öldürülmesi işte bu kadın cinayetidir.


Erkekler buna ne ad verirlerse versinler, "namus, ar, kendimi kaybettim, kıskançlık, töre, vs"... Esasında bu kendinden fiziksel olarak daha zayıf bir varlığa, fiziksel olarak karşı koyamayacağını bilerek yapılan bir şiddettir. Erkeğin kendisini riske atmadan güç gösterisidir. Kısaca erkeğin korkaklığıdır... Üstelik bu korkaklığı gizlemek için, kadına yüklemesidir.

(Aynı maço'lar, kendileri zarar görme riski olduğunda hemen alttan alırlar.)


Kim ne derse desin. Kadın'a şiddeti önlemenin ilk yolu annelerin eğitilmesi ve bu eğitimle, çocuklarını (kız-erkek) yetiştirilmesidir..

Babaların verdiği eğitim işe yarasaydı, bu halde olunmazdı zaten...

Tüm cinsler, kendi ve karşı cinsin sınırlarını bilip, saygı göstermeyi öğrenmeli. Artık kadınlar erkeklere ihtiyaç duymuyorlar yaşamak için, kendi ayakları üzerinde duruyorlar.
Çalışıyorlar ve ekmeklerini kazanıyorlar. Bu yüzden artık hikayelerde, efsanelerde, törelerde anlatılan kadın tiplemeleri de kalmadı erkekler karşısında.
Bir erkek nasıl bir başka erkeğin çalışma ve yaşam alanına saygı duyuyorsa, ister çalışma ister hayat arkadaşı olsun, kadına da aynı şekilde saygı duymayı öğrenmeli...


İkincisi özellikle gençler arasında, karşı cins ile doğru iletişim kurulması öğretilmeli.

Çoğumuz bu doğanın gereği zaten oluyor deyip, işi aşk'a, sevgiye filan bırakıyoruz ama öyle değil artık.

Birbirlerine hiç dokunmadan, sesini canlı duymadan haftalarca cep telefonları ile aşk ve bağlılıklarını ifade eden gençler dolu.

Bir arada yaşama gibi, fiziksel yakınlık ve gerçek iletişim isteyen bir duruma geldiklerinde ise, birbirlerini anlayamıyorlar. Tartamıyorlar. Doğru refleksleri uygulayamıyorlar.

Bir kısmı işi kısa yoldan seks üzerinden çözmeye çalışıyor ama, onunda devri kısa sürede geçiyor.


Bu yüzden gençlerin ortak çalışıp, bir arada dayanışma ile problem çözecekleri, bir şeyler yapacakları sosyal yapılar ve organizasyonlar düzenlenmeli. Bir amaca ortak olarak ulaşmaya çalışırken, birbirlerini de tanıyıp, daha doğru bir iletişim yolu öğrenecekler...

Ya da her zaman savunduğum gibi, dans, özellikle Tango eğitimi bu konuda önemli bir gelişmeyi getirecektir.

Kadına şiddet'e karşı idam cezası hk...


Hiç bir suç, caydırıcı cezalarla azalmamış. Kadın cinayetlerinde de durum aynı. Ancak idam kararı bir kere çıktı mı, kapsamına alınacak kişilere bakmak lazım.

Bugün bir tek kadın cinayeti iken, yarın terör denecek. Başka bir gün tüm muhaliflere terörist, teröristle işbirlikçi filan denecek...

Zamanında İdam cezasının kalkmasına karşıydım. Hapislerde besleneceğine, derdim... Bu konudaki fikrimi değiştirmedim.

Ancak o dönemde yargının bağımsızlığı konusunda da şüphem yoktu.

Kadın cinayetlerini önlemek mümkün değil. Ama azaltmak mümkün.

Önlemek mümkün değil, çünkü tüm toplumda bir zihniyet değişikliği gerektiriyor. Oysa her gruptan ve yaştan, çok tutucu ve bağnaz zihinler bolca var.

Ancak yeni nesil üzerinden gidilerek bu sorun hafifletilebilinir.

Ve şiddetin şekli, erkek-kadın niteliğinden çıkartılıp, insanın insana şiddetine dönüştürülmeli.

Elbette şiddet hoş değil ama maalesef, günümüz dünyasında bu toplumsal, ulusal ve uluslararası yaygın bir sorun.

Bu sorunun temelinde, Kadın-Erkek iletişiminin sakat/eksik olması yatıyor.

Erkek, kadına nasıl davranacağını bilmiyor. Kadın da erkeğe... Gerçek hayatta, kadınlar erkeği idare eder, yönlendirir. Biçimlendirir.

Bir kadının yetiştirdiği bir erkek, başka bir kadına hele geçmişte veya gününde ilişkisi olan bir kadına karşı şiddet uygulayabiliyorsa, bu sorunun salt erkek değil, kadın tarafından da kaynaklanan eksiklikleri var demektir.

Bu konuda en azından gençlere, hem birbirleriyle iletişim kurup doğru ifade ile anlaşabilecekleri, hem de kaynayan kanlarındaki heyecanı-ateşi kontrol etmelerini sağlayacak eğitim metotları gerekiyor.

Çocuklarımıza Centilmen Beyefendi ve Hanımefendi kurallarını ve yöntemlerini öğretmeliyiz.



Kadın erkekte yüreğe mi, cüzdana mı öncelik verir?

Ne kadında, ne de adam da öyle iddia edildiği gibi koca yürekler kalmadı. Bu yüzden hiç değil ise rahatını düşünmesi doğaldır insanın.
Bunun için kimseyi itham etmenin gereği yok. Toplumsal yozlaşmanın uzantıları, etkileri bunlar.
Kadın artık eski kadın değil, ekonomik özgürlüğünü=bağımsızlığını kazanmış durumda. Erkek ise hala ananevi öğretilerle, evde eşini bekleyen kadının görevlerini bekliyor ondan. İster çalışsın, ister çalışmasın.
Ev kadını dediklerimizde, hem çalışan kadının yaklaşımlarından etkileniyor, benimsiyor hem de günümüz şartlarına göre uygun bir yaşam standartı oluşturmaya çalışıyor. Bugün ortalama bir ev kadınının aile bütçesine işgücü olarak katkısı 1-1,5 asgari ücret düzeyinde.. (Tabii para değil, ayni olarak)

Erkek ise eski erkek değil, eskiden tüm kadınlar kulede prensini bekleyen prenseslerdi. Onlara prenses muamelesi yapılması doğru idi...
Şimdi çoğu iş hayatında, sosyal alanlarda, sporda ve bir çok dalda Red Sonya gibi rakip oluyor erkeğe...
Zaten iş imkanları dar, ortalama gelirler ev için yetersiz. Bir de kadın iş gücü ve ona (çocuk gibi haklı nedenlerle) tanınan pozitif ayrımcılıkla mücadele etmek gerekiyor. Karar mekanizmalarının çoğunda erkeklerin olmasından ve işyerlerindeki maaş ve kariyer konularındaki cinsiyet ayrımcılığından şikayetçiler.
Oysa onlara tanınan pozitfi ayrımcı politikalar erkeklere de uygulansa, bu sorunların çoğu otomatikman kalkardı.

Sonuçta, Erkek hangi kadına prenses, hangisine savaşçı gibi "ne zaman? ve nasıl?" davranacağını bilemiyor.

Romantizm ise dijitalleşmiş durumda. Lokantalardaki yemek ve farklı ortamlarda gezmelere indirgenmiş eğlenme anlayışı, doğrudan iletişimi öldürmüş durumda...
Hele korona kültürü ile yetişen çocuklar, 15-20 yıl sonra nasıl el ele tutuşulacağını, öpüşüleceğini bilemeyecek, sanal ortamda öğrendikleri ile bir şeyler yapmaya çalışacak sanırım.

Oysa iletişimin çok az bir kısmı sözeldir. Çoğu ise vücut dili, jesler, ses tonu ve kokularla feromenlerden kaynaklanır.

Bir kadına değer vermek? Ya da bir erkeğe değer vermek? klişe kalıplara sıkışmış gibi. Aslında tam anlamıyla, bunları tanımlayabilecek kimse de pek kalmadı.
Çünkü bu kalıpları alabileceğimiz, görgü kaynakları da azaldı. Ne toplum, ne aile ne de medya ...
Hangisi insanlara , diğerlerine değer vermeyi gerçek ve gerekli şekliyle öğretiyor ki? Ya da gösteriyor?

Bir erkek, bir kadına gerçekten değer veriyorsa, prensesmiş gibi davranır. Kadın da adama Prensmiş gibi... ilişkinin asaleti ve derinliği de bu karşılıklı saygı ve eşdeğerlilikten çıkardı...
Oysa günümüzde, erkeğe prens gibi davranan kaç prenses adayı kaldı ki?

Sözün özü, para sadece onunla eksikliklerini kapatma ihtiyacında olanlar için ön plandadır.
Eğer erkek bunu (kadında) kapatamıyorsa paranın, kadın kapatamıyorsa (erkek için) fiziksel özelliklerinin öne çıkması doğaldır.


Sorunuzun cevabı, hala muallakta kalıyor böylece :-) (21.10.2020)


24 Şubat 2018 Cumartesi

Çin ve Geleceği


Kişiler, toplumları ve yönetimlerini kendi deneyimlerine göre değerlendirirler. Batılı bakış açısıyla Çin'i değerlendirirken de uzmanlar "kendi doğruları" üzerinden Çin'i değerlendiriyorlar.

Sadece insanların değil, toplumlarında bir ruhu, anlayışı ve belleği vardır.
Toplumsal ruh, bireylerin farkında olmadığı ve hatta katılmadıkları fikirleri ve düşünceleri de taşıyabilir.
Bu toplumsal bellek sayesinde olur. Sosyolojik bir olaydır.
Toplumların devlet sistemlerindeki bellek ise onların devlet gelenekleri ile şekillenir. Çin'in devlet geleneği ise binlerce yıllık temele dayanıyor.
Zaten binlerce yıllık devlet geleneği olan toplumlar dünya üzerinde çok az.
(Çin, İran, Türkler, Hintliler devlet gelenekleri 3000-5000 yıllık geçmişleri var. İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletlerinin ki bunlara kıyasla genç  devlet gelenekleri. Bahar ile  kaosa düşen Arapların ise geçmişle bağlantılı bir devlet gelenekleri olduğundan söz etmek çok daha zor.)

Geçmişten bu yana Çin'in devlet yönetim sistemlerine baktığımızda, hakim bir güç altında toplanmış ve zaman zaman birbirleri ile rekabet de eden alt güçlerin, klanların yönetim bölgelerinden oluştuğunu görüyoruz.

Günümüzün modern komünist Çin'inde bile bu yapı korunmuş ve adapte edilmiş durumda.
Bu aynı zamanda bir gelenek. Ayrıca Çin toplumu aşırı nüfus baskısı ve kısıtlı kaynaklarla yaşamaya alışmış bir toplum. Üstelik dış kaynaklı baskılara da ister fiziksel, ister ekonomik olsun binlerce yıl dayanmış ve kültürel normları içine yerleştirmiş bir toplum.

Gelecek yıllarda dünyanın kısıtlı kaynaklar altında aşırı kalabalık nüfusları idare etmek zorunda kalacağı ve gruplar arasında kaynak paylaşımından dolayı çatışmaların çıkacağı kesin.

Batılıların Çin'e önerdikleri demokratikleşme ise, kendi anlayışlarına göre olan bir demokratikleşme. Oysa günümüzde, demokrasi kapitalist liberalizm altında engelleyemediği haksızlıklar ve eşitsizlikler nedeniyle, dünya da ciddi taraftar kaybeden bir kavram. Batı'nın kendilerine uygun gördükleri demokratik değerleri, başka ülkelere gerekli görmedikleri ve demokratik reformların daha çok bunlara ve uzantıları şirketlere pazar ve kaynak sağlamak için kullanıldığı daha çok görülüyor.

Söz gelimi, Afganistan, Irak ve Suriye olayları aslında tamamen enerji yolları güvenliği ve kontrolü üzerindeki çatışmaların sonucu...

Çin'in gelecekte de devam edecek bir kaç önemli sorunu var.
İlki, Enerji... Afganistan'daki yolların kapalı ve güvensiz oluşu nedeniyle Ön Asya'nın, Arap Yarım adasının ve Kafkasya'nın doğal gazına
(Hindistan da kısmen aynı sorunla karşı karşıya) ulaşamıyor.
İkinci en büyük kaynak olan Rusya ise Sibirya'daki ikinci kuyusundan değil, AB'ye gaz verdiği 1nci kuyudan aynı fiyatla gaz vermekte ısrar ettiği için, buradan da faydalanmıyor.
Yakın çevresinde ise bu tür çıkartma maliyeti düşük doğal gaz kaynakları yok. İhtiyacının önemli bir kısmını sıvılaştırılmış gaz olarak karşılıyor ki, en büyük doğal gaz üreticilerinde ABD'den 2020'lerden sonra gelecek sıvılaştırılmış doğal gaz bağımlılığı yüksek olacak gibi...
Çin bu yüzden nükleer santral projelerine ağırlık veriyor. Ancak gerek üretim için, gerek ise gelir seviyesi artan nüfusunun tüketim ihtiyacı için bu kaynaklar yeterli olmayacaktır.

İkincisi, yüksek nüfusun gelir düzeyinin artışı ile iç tüketimde biriken ekonomik kaynakların ciddi bir kısmının Çin sınırları dışına
(ithal ürünlerle) çıkması olacaktır. Oysa, aynı zamanda dünyanın fabrikası olarak Çin'in ulaşmadığı pazar kalmadı gibi. Gelişmiş ülkeler iç pazarlarını yüksek kalite standartları ve telif hakları gibi yan uygulamalarla ya da vergilerle zaten koruyorlar.

Çin'in yönelebileceği pazarlar ise sadece gelişmekte olan ülkeler kalıyor. Çünkü burada hem artan nüfusla hem de bu nüfusun gelir seviyesindeki artışla tüketim de artıyor.
Ancak nüfus ve tüketim artışı, hem üretimin de hem pazarlama da hem de tükettikten sonra çevreye çok ciddi  yan etkileri oluyor. Bu yan etkiler sadece o ülkeleri değil, Çin'de dahil tüm dünya'yı olumsuz etkiliyor.

Kırsal kesimden, kentsele göç aynı zamanda sanayileşmenin ucuz işgücü sağlama yöntemidir.
Sanayi şehirlerinde yaşayan ve uzun yıllar sonucu gelir seviyesi artan işçilerin özellikle sendika gibi organize hareketleri ile üretimdeki maliyetleri artıyor. Oysa, kırsaldan gelen çiftçi, çok daha ucuza mal olsa da, köyündekinden daha yüksek bir gelire kavuştuğu için düşük ücretle çalışmaya razı oluyor.
Bu zaten endüstrileşmenin ana maliyet düşürme araçlarından biri olmuş hep...

Bunun sonucunda da kentlerdeki yapılaşma ve barınma ihtiyacı artıyor. Sonuç, şehirlere yakın bölgelerdeki tarıma uygun alanlar, imara açılarak kaybediliyor. Bu seferde şehirlerin taze ve ucuz gıda kaynaklarına erişimi azalıyor ve gıda maliyetleri
(yol, depolama, pazarlama) artıyor.

Bu da gelir seviyesinde artışa ihtiyaç doğuruyor.
Çin'in bu sorunlarla gelecekte daha fazla mücadele etmesi gerekecek.

Üçüncü olarak, her toplumun yaşam refah seviyesindeki artış ile kaynak paylaşımında gruplaşmaya, katmanlaşmaya yönelmesi. Sahip olunan kaynak ve imkanların korunması ve geliştirilmesi için eşdeğer konumdakilerin oluşturdukları sosyal yapıların örgütlü olarak yönetime nüfuz etmeleri ve yönlendirmeleri. Çin bu açıdan çok müsait bir kültürel geleneğe sahip. Zaten bu yüzden yozlaşmaya ve yolsuzluğa açılan ve sert uygulamalar yapılmasına rağmen, yönetimdeki korozyonla başa çıkmak çok zor oluyor.

Böyle bir toplumsal yapıya batı tipi bir demokrasi gelirse, insanların değil, sadece belli grupların refah seviyesi artacaktır. Ayrıca çıkar gruplaşmaları artacaktır. Üstelik bu kadar kalabalık bir yapıdaki düşünce farklılıkları da, daha farklı gruplaşmalara ve çatışmalara neden olacaktır.
Bu nedenle batı tipi bir yönetim yapısı, Çin'in sonunu getirir.

Bence Çin insanı bunun bilincinde... Binlerce yıllık devlet geleneğinin adapte edilmiş bu hali daha uzun süre devam edecektir.
Evet... Tayvan, Güney Kore'de benzer gelenekten gelip hızlı bir şekilde ve neredeyse sorunsuzca batı tipi demokrasilere geçtiler. Ama hem aldıkları dış desteğin, hem de düşük nüfuslu oluşlarının
(Çin'e oranla) önemli bir katkısı var bu dönüşümlerinde...

Çin geleneklerine adapte ede ede değişmiştir. Bundan sonraki değişimi de buna benzer olacaktır.
Gelecekte Çin şirketlerinin ve yönetimlerinin, Çin'in eski yerel yönetim girişimleri gibi kendi tabanlarını belli bölgeden insanlardan oluşturarak, onların ortak bir girişimi olarak piyasa da ağırlık kazanacaklarını düşünüyorum.
Şirket içi yönetim ve yönetime katılma, demokratikleşme ve eşitlik ihtiyaçlarını bu şekilde doyurabilir.
Kişiler demokratik talep ve ihtiyaçlarını bu şirketler üzerinden gerçekleştirebilirler.
Bu hem geçmişleriyle, hem de komünist sistemle kazandıkları deneyimleriyle çok daha uyumlu gibi...
Ama Çin'in bir an önce "Sürdürülebilir Ekonomi" ye dayalı bir yapılaşma içinde acil planlara başlaması gerektiğini düşünüyorum.

China and Political Science (https://www.coursera.org/learn/chinesepolitics1 ) İlk bölüm sonu, görüşlerimdir. 24.02.2018
===========================================
Future of Chinese Community

People evaluate societies and governments according to their own experience. I think, when Westerner experts consider about China, they appreciate the China through their "own truth".

I think also, there are always a spirit of all societies with comprehension and common-long lasting memory, not only people.

This social psyche can carry ideas and thoughts of the society that individuals are not aware of it, or even do not attend it.
It happens through by social memory. It's a sociological one.

The memory in the state government systems of the societies are shaped by their state traditions of history.

China's has  a state tradition , which is based on thousands of years of history.
Societies that are already state traditions for thousands of years, are very few in the world.

(China, Iran, Turks, Indians state traditions have 3000-5000 years history.Discontinued states like Egypt(?),Romans are a few younger.
Governmental tradition of most European states are very young except Britain... Which generally have formed and specialized in governance after Renaissance.
 The Arab's state traditions are very young  comparatively to them. The situation after The Arab Spring ia a clue for it.)


When we look at the state administration systems of China since the past, we see that the lower powers that are gathered under a dominant power. Sometimes these minor powers had competed with each other as the administrative regions of the clans.

Even in today's modern communist China, this structure is preserved and well adapted. Because, It's an adopted tradition also at the same time.
Chinese society has been accustomed to living under extreme population pressure with limited resources.

Moreover, this society has been accustomed to repressions which are outsourced or internal by embracing as cultural norms them which are  physical or
to survive thousands of years. 

In the coming years, the world will have to handle with struggles due to overcrowded people under limited resources. There will be clashes break out due to resource sharing among the groups.

I think, the proposed democratization and reforms to China are inappropriate.

Also in nowadays, due to the increasing injustices and inequalities between peoples and also states under capitalist liberal economic systems, the concept of democracy is a losing concept of belief in societies.

Every day, the number of people are increasing which are think that both their needs-thought and they are not represent in their in their governments and in the national assemblies.
(Today being a politician is very expensive for an ordinary citizen, generally. So as, if being a politician were left in the hands of a class or group who have also economic power.)

Also the suggested democratic values as humanism, equality, justice, human rights, etc. seems as valid as only for some deserved societies.

The others are generally being free market and resource as raw or human source for international companies to supply this life standard level as expendable.

Speaking of which, the events of Afghanistan, Iraq and Syria are in fact the result of the conflicts over the security and control of energy pipes ...

China has a few key issues to continue in the future.

The first one is energy.

Due to the closed pipe roads because of being insecure in Afghanistan, china can not buy natural gas from the frontier Asia
(Uzbekistan, Turkmenistan, Azerbaijan) or the Arabian peninsula... (India is facing with the same problem from Russia).

The other option source is Russia. But she is insisting on selling natural gas from the same well with EU with same price instead of the second well in Siberia.

So that, China gets its need natural gas generally as liquefied.
As a biggest
(but not selling abroad) natural gas producer USA, can be the first source for China after 2020's when the USA gas trading companies will be ready to export liquefied natural gas. (Installing natural gas pipes is the most expensive part of investment. But also it gives dependence to seller and buyer.)

Therefore, China focuses on nuclear power plant projects. However, these resources will not be sufficient for the need for production for export and internal consumption. When the income level increases, the energy consumption is raising much more several.

The Coal mines are not preferable unless there is other choice, due to high pollution problems.
The wind, waves, solar are not efficient to supply the demand.

Secondly, by increasing income level, there will be more consumption for imported goods and trades. This means there will be less money accumulation.

Until now, china has collected the money generally by exporting abroad but consuming domestic products. It will be changed. The money will use not only for technology or branded-license rights or intermediate goods, but also for luxury goods or entertainment vacations.

As third, by with drawing credited money from world markets, the protection walls and instructions are raising as customs duties, quality standards, materials used, quotas or even production constraints within the same economic unions.
This means exporting the Chinese goods into the industrialized countries will be with difficulties.
Because of that, China has developed a good strategy to reaching the markets of developing countries. Which have generally high increasing population with their demands.
Now while supporting them as technological and educational also for economical and infrastructural developing, the China also build new markets and resource for new kind enterprises.

But until when? Because the China is already like the fabric of all the world. And there is less place where the Chinese goods do still not enter in the world...
In fact, the aim of trade is meeting mutually needs. Not only selling more and obtaining more resource for producing more to sell. Because the resources and abilities are limited.
Pushing on these conditions causes only enforced countries and the world with more expensive environmental problems.


As a fourth, the migration from rural to urban will cause some social problems. At first, this migration is the most used and cheapest way to decrease the production costs for all the history of industrialization. 
The new workers who came from rural is always ready to work with less income
(which is always higher than his/her old rural income) than old and organized (in unions) urban workers.

By this migration, the life standards in cities  are decreasing. Because there is more need for constructions for settlements, houses, roads with their environmental and infrastructure problems.
Also, the used land for buildings will cause some unseen obstacles. For example, at first the cultivated lands is used for building construction. So that, the food sources nearby the cities will be  disappearing.  The food will come from long away productive areas. Then the demand for roads, stores with refrigerators, package, stocks  will increase for supplying fresh and safe food.

At first, it seems as new business, in fact this means also the increasing environmental problems  because of lost agricultural lands.
Also, I think that, China should start urgent plans for based on "Sustainable Economy" as soon as possible.

As Fifth, The Chinese people are already accustomed already to be in a group or in a caste layer. This seems also a part of traditions.
It seems that power associations and solidarity have been generally existed around an aim-ideology or  society of a territory...

People are used to impact to their local officials according to their statue and position by demanding  or protesting.

In fact, I think, all the government system is based on this structure.

Of course, this structure is open for abuses but not more than other countries. Despite the harsh measures taken in the fight against corruption, it is certain that the fray will continue. Because the same problem exists in different levels  at all human societies.

 On the other side, like a crowded population, struggling and putting in an order needs and demands  are not possible in another system.

If a proposed social structure comes, under a politic reform like  a western type of democracy, the welfare level of only some certain groups of people will increase.

There will be also increasing at interest groupings. Which was born from conflicts and differences in thought.

And you can think that, there will be lots of groups in a crowded society which discussing and conflicting with each other.
Managing and governing like a society is very hard.

For this reason, I think, a western-style management structure is not suitable and reliable for China.

Yes ... Taiwan and South Korea come from a similar tradition and smoothly passed to western type democracies. But there is an important contribution for both as foreign support and low population (compared to China) in these transformations ...

(Also, is the only way for the humanity the westernized democracy? This should be debated.)


I think, the Chinese people are aware of that ...
This governing system will continue with some relaxing reforms according to the situation of social demands.

But at a level, the Township and Village Enterprises (TVE) and State-Owned Assets Supervision and Administrative Commission models can be new governing system for China and also for others.

Internal management of these enterprises can provide more democratic and freedom  for its workers and stock holders under the umbrella of these companies.

The people can continue to struggle with the life under the support and safe of these companies.
This can be supply more resource and support for people to realizing their life purposes.

It seems to be much more compatible with their past and their experience with the communist system ...

………..

Çin'deki devlet ve bürokrasi sistemini inceleyen, daha doğrusu Çin'de yatırım yapmak isteyen batılılar için bu ülkenin ekonomisi, geçmiş gelişimi ve kullanılabilinecek ihtiyaçları hakkında bilgi veren bir kurs almıştım.

Çin'deki komünizm, Çin usulü bir komünizm. Yoğun bir nüfusu, sınırlı kaynaklarla bir arada tutma ve ahenk oluşturma amaçlı. Pilot bölgelerde deneme ve yanılma ile uygulanan projeler bile oluyor. Devletteki kast ve liyakat sistemi, alışık olduklarımızdan farklı. Emekli yöneticiler bile kolay kolay yataklarında ölmüyor. (? :- ?)

Ceza sistemi de yoğun nüfustan dolayı sert.
1 Çocuk politikası ile beslenmesinden, eğitimine kadar çocukların yetişmesi için ayrılan kaynaklarla büyüyen çocuklar, artık Çin'de yönetim kademelerinde üste çıkmaya başladılar.
Yokluk ve paylaşma kavramlarına, geleneksel Çinli bakışından daha uzak oldukları için, sosyal problemlerden endişe ediliyor.

O yüzden Çin'i Komünist diye nitelemek, pek yerinde ve yeterli bir tanım olmaz bence...

Dünya nereye gidiyor?
İlk önce bildiğimiz demokrasi anlayışı sona ermeli. Komünizm de, kapitalizm de adalet getiren sistemler değil.

Kimse, vergisini vermeyenle, toplumsal sorumluluğunu gözardı edenle, daha düşük eğitim almış ile aynı kefede olmak istemiyor.

İnsanlar aldıkları ve yüklendikleri sorumluluklar çerçevesinde, topluma yaptıkları katkı ve ekonomik üretim çerçevesinde, yönetimlerde söz hakkında sahip olmak istiyor. Ve bunu da hakediyorlar.

Böyle bir yapı, ne komünizm de var. Herkese eşit davranacağım derken adaleti bozuyor. Ne de kapitializm de var, fırsatçılık ve bireysellik, üretimden çok "gereksiz" tüketimi teşvik ediyor.

22 Eylül 2016 Perşembe

Madem çoğu ülke de ırkçılık yok neden bu kadar ülke ve millet var ?



http://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/21652/

Irkçılık, tribalizm eğilimin bir sonucudur. Yani bir gruba dahil olma ve grup ihtiyaçlarını (dolaylı yoldan kendi) diğer grupların ihtiyaçlarından üstün ve öncelikli tutarak, grubuna (dolayısı ile kendisine) fayda sağlama eğilimidir.



Tabii yukarıdaki kadar karışık bir kavram yerine, basit ve net olanlar seçilir. İnanç, köken, ideoloji, futbol takımından başlayıp, yeşil gözlü 5 dil bilen bombacı meksikalı cücelere karar işi sürdürebiliriz...



Kaynakların adil paylaşılmadığı, (eşit değil, adil ) her ortam da ismi ne olursa  olsun, ırkçılık olur.

Sadece köken ileri sürmek değil, inanç ileri sürmekte ırkçılık türüdür. İdeolojilerde, siyasi parti ya da futbol takımı hooliganlığı da farklı türleridir.



Çünkü bir gruba ait olma, kendini güvende hissetme güdüsü kadar temel ve doğal bir güdüdür.



Burada sorun; bu güdüyü tatmin ederken kullanılan gerekçelerin çıkar çatışmalarına yol açmış olmasıdır. 

Çok büyük ve güçlü gruplar cazip gözükse de birey başına düşen pay azaldığı için, daha küçük ama daha girişken-aktif gruplar cazip gelir.



Aslında yapılan son genetik araştırmalara göre, ırkçılık tamamen benimsenen kültür ve değerlerle alakalı... Yani ırkçılık tamamen kültürel ve sonradan öğrenilen/benimsenen bir durum.

Yoksa insanların hangi ırka ait olduğunu bakarsanız, çok karışmış olduğu ortaya çıkıyor.

http://www.genomturkiye.com/blog/15-turk-musunuz.html

https://onedio.com/haber/dna-larina-gore-irk-testi-yapilan-insanlar-cikan-sonuclar-karsindan-sok-oldular-714806 



Şimdi dünyadaki milliyetçilik ve millet konusuna bakarsak; millet oluşumu ile üretim ve ticaret modellemelerinin etkileşimi olduğunu görüyoruz.



Vergiye ve yağmaya dayalı ekonomik modellerde, imparatorluklar yaygınken, endüstrileşme ile milletlerin oluşumu ön plana çıkıyor. Burada hangi grubun, diğer gruplardan nasıl fayda sağladığı ve hangi yöntemleri takip ettiği, ticarette ne tür yollar izlediği ön plana çıkıyor.



Bu dönemde yüksek çıkar gruplarına karşı, kendilerini korumaya yönelenlerin oluşturduğu toplumlar, birer millet olarak karşımıza çıkıyor.



Bu kadar çok millet olmasının ana nedeni bence bu; Çatışan çıkarlardan dolayı avantaj sağlamak isteyen saldırgan toplumlar ile bunlara karşı korunmak isteyen toplumlar.

Aslında bu durumu mikro düzeylere kadar (aile, sülale, klan, aşiret) indirmek mümkün...



Türk toplumu olarak, bizler balık hafızalı, kısa görüşlü ve dolayısıyla günlük hedefli bir toplumuz. Türk toplumunu oluşturan kültürel alt unsurlara baktığımızda, Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Rum, Yahudi, Süryani, vs. aslında aramızda çok da fark yok. Çoğu değerlerimiz ve bakış açılarımız benzer olduğu için, aynı üst grup altında toplanabilmişiz.



Ancak nüfus artıkça, ekonomik imkanlar daraldıkça, alt gruplar arasında da çıkar çatışmaları çıkıyor. Bu ırkçılık olarak gözükse de, temelinde pastadan daha fazla pay alma kaygısı var.



Anadolu Türkleri, Orta Asya Türklerinden farklı. Orta Asya Türkleri daha homojen ve Türklük tarih bilinci daha yüksek.
Anadolu Türkleri ise sadece genetik olarak değil, kültürel olarak da çok karışık bir toplum.
Çünkü Anadolu'ya gelen 300 bin Türk, 100 yıl içinde 1 milyon 800 bin Anadolu yaşayanı Rum'u (Romalı'dan türemedir, devlet dili Yunanca'dır) bünyesine katmıştır.
Anadolu sadece Yunan kökenli değil, farklı kökenden gelen yüzlerce topluma analık etmiş topraklardır. Bu nedenle çok zengin ve çeşitli kültürel birikimi vardır.
Bundan faydalanamıyor oluşumuz ayrı bir konu…
Özellikle Türk toplumunu, Arap kültürüne yakınlaştırarak bu eksikliği giderme çabaları, ateşe benzin dökmekten başka bir şey değil bence.


Bazıları için bu kadar çeşitlilik olumsuz gözükebilir. Özünü kaybetme, kimliksizleşme gibi…

Ancak eğer saf ırkların oluşumuna bakarsanız, belli koşullara uyum sağlamada başarılı olanların, bu uyum sağlayan genlerini aktarmaları ile oluşduklarını görürsünüz.
Örneğin günümüzdeki 400 köpek türü, 10 bin yılda Kurt'tan türetilirken, doğa yerine insan eliyle seçile seçile bu hale gelmiştir.
Şimdi safkan ırk olarak karşımıza gelen köpekler aslında, Kurt atalarının bazı özellikler üzerinde yoğunlaşılarak türetilmiş, eksik varlıklar.
Yani bu tür bir seçilim, aslında ırkı saflaştırmamış tam tersi uyum yeteneğini azaltarak, zayıflatmıştır.

Aynı şey insanlar içinde geçerli olmalı. Sonuçta biyolojik varlıklarız. Bu nedenle bence, ne kadar çok ırk kaynaşırsa, o kadar sağlıklı ve orijinale yakın ırklar gelişir.

Bunun anlamı şudur. Bu topraklardaki tüm topluluklara ve kültürlere saygı ve sevgi ile yanaşacağız.
Hepsini içinde bulunduğumuz bir toplumun (doğal olarak bizim de)  parçası sayacağız.

Yani "benim, bizim" diyeceğiz.

Bu topluma dışarıdan empoze edilen değerleri ise, elemeli olarak ele almalıyız. Mevcut koşullara uygun olanlardan faydalıları bünyemize katabiliriz.

Çünkü ne kadar şu anki durum hoşumuza gitse de, eğer kendisini yok etmezse, insanlığın kaderinde tekrar özüne dönüş, yani "tek bir dünya toplumu olmak" olmalı.

Ama bu çok uzun bir ekonomik süreç... Tüm gelir ve refah seviyeleri dengelenmeden, nüfus azalıp, kaynak kontrolü sağlanmadan şimdilik imkansız.