iletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2020 Cuma

Kadın'a karşı erkek şiddeti ile nasıl başa çıkılmalı?

Bunun çözümü kolay değil. Ve uzun vadeli. En başta, anneler oğullarını eğitmeli. Çocuk rol model olarak babasını alsa da, toplumsal görgü de yönlendiriyor. Bunu kesmek lazım.


Dizilerle, filmlerle maganda, maço erkek tiplemeleri yüceltilmemeli. Erkeklere kadınla iletişim dersleri verilmeli. Hatta okullarda dans kursları ile karşı cinsiyet ile iletişim kuralları (özellikle tango bu konu da iyi bir araç).
Kadınlara da iletişim kursları ve davranış eğitimi verilmeli. Zannetmeyin, daha narin veya duygusal diye kadınlar "erkekle iletişimi" biliyor. Erkekler hakkında çok fazla şey bilmiyorlar. Çoğu erkeği sadece ..salak zannediyorlar. 
Çünkü toplumsal korkularla, erkeklerle iletişim ve sağlıklı arkadaşça ilişkiler kurmaları küçük yaşlardan itibaren hep kontrol edilmiş veya engellenmiş.


Kadın erkeğe dili ile saldırdığın da kavgayı, kontrol etmeyi yönlendirmeyi bilmiyor. Oysa, erkeğin kendini çok yetersiz hissettiği ve kavgayı kaybettiği nokta bu süreçte. O zaman temel içgüdüler kalıyor geriye (Kaç ya da Saldır. Bu fiziksel eylemde de, kadın fiziksel olarak zayıf kaldığı için, öfkeyle hareket ediyor.)


 Bunun eğitimi de verilmeli... Okuldan, üniversiteden, kadın gönüllü kuruluşlarından...(Kadınlara, erkekle tartışma, erkeklere de öfke kontrolü...)

Ayrıca, namus kavramı güncellenmeli ve toplumda işlenmeli. Fahişe diye hor görülen bir çok kadının, erkeklerden ve hemcinslerinden daha namuslu olduğu bir toplumdayız. (Gizlileri, saklı emelleri ve planları yok. Açık olarak işleri ne ise onu yapıyorlar. Askerlik gibi binlerce yıllık geçmişi olan en eski sosyal kurumlardan biri...Yok edilemez.)

Buna karşı namuslu gözürken, ama çocuklara zarar verenlerden, toplumun ekonomik birikimlerini israf edenlere bir çok farklı örnek el üstünde tutuluyor.

Başkasına (bilinçli) fiziksel veya ruhsal zararı olmadan yaşamını sürdürüp, idame ettiren kişilere namuslu denmeli.

Kadınlar artık ekonomik hayatta önemli ve üretken roldeler. Üretken rolleri hiç bir zaman bitmedi ama değişiyor. Erkekle eşitlik çabaları ve savaşları çalışma yaşamına yansıyor. Hukuki eşitlik, uygulama olmadan çok anlamlı değil. Ama bu eşitlik kavgasının bir gözardı edilen noktası daha var. Kadın-erkek ilişkileri de artık eşitlerin ilişkisi değişiyor..
Kız kaçar, erkek kovalar şeklinde aktif-pasif rollerden, tarafların ortak hareket ettiği ve orta noktalarda buluştuğu (her iki tarafında kazan-kazan politikası takip ettiği) rol modellere geçiliyor.
Buna karşılık toplumsal görgü ve rol modellerle, hala yüzlerce yıllık alışkanlıkların modelleri beklentileri oluşturuyor. Bu da işlenmeli.

Bu ülke ve toplum sadece erkeklerin omzunda yükselemez. Kadınların omuzlarında da yükselemez. Birbirlerine destek olmayı öğrenmek zorundalar.

Öldürürcesine, Aşk mı (?)



Kadınlar öldürülemez mi?  Elbette öldürülebilinir. Erkeklerde keza aynı...

İnsanların anlamadığı nüans, bir kadının bir araba kazasında, bir suç işlenmesi sırasında öldürülmesi kadın cinayeti değildir. Basbayağı cinayettir.


Ama bir erkeğin bir zayıflığı, egosu yüzünden bir kadının öldürülmesi işte bu kadın cinayetidir.


Erkekler buna ne ad verirlerse versinler, "namus, ar, kendimi kaybettim, kıskançlık, töre, vs"... Esasında bu kendinden fiziksel olarak daha zayıf bir varlığa, fiziksel olarak karşı koyamayacağını bilerek yapılan bir şiddettir. Erkeğin kendisini riske atmadan güç gösterisidir. Kısaca erkeğin korkaklığıdır... Üstelik bu korkaklığı gizlemek için, kadına yüklemesidir.

(Aynı maço'lar, kendileri zarar görme riski olduğunda hemen alttan alırlar.)


Kim ne derse desin. Kadın'a şiddeti önlemenin ilk yolu annelerin eğitilmesi ve bu eğitimle, çocuklarını (kız-erkek) yetiştirilmesidir..

Babaların verdiği eğitim işe yarasaydı, bu halde olunmazdı zaten...

Tüm cinsler, kendi ve karşı cinsin sınırlarını bilip, saygı göstermeyi öğrenmeli. Artık kadınlar erkeklere ihtiyaç duymuyorlar yaşamak için, kendi ayakları üzerinde duruyorlar.
Çalışıyorlar ve ekmeklerini kazanıyorlar. Bu yüzden artık hikayelerde, efsanelerde, törelerde anlatılan kadın tiplemeleri de kalmadı erkekler karşısında.
Bir erkek nasıl bir başka erkeğin çalışma ve yaşam alanına saygı duyuyorsa, ister çalışma ister hayat arkadaşı olsun, kadına da aynı şekilde saygı duymayı öğrenmeli...


İkincisi özellikle gençler arasında, karşı cins ile doğru iletişim kurulması öğretilmeli.

Çoğumuz bu doğanın gereği zaten oluyor deyip, işi aşk'a, sevgiye filan bırakıyoruz ama öyle değil artık.

Birbirlerine hiç dokunmadan, sesini canlı duymadan haftalarca cep telefonları ile aşk ve bağlılıklarını ifade eden gençler dolu.

Bir arada yaşama gibi, fiziksel yakınlık ve gerçek iletişim isteyen bir duruma geldiklerinde ise, birbirlerini anlayamıyorlar. Tartamıyorlar. Doğru refleksleri uygulayamıyorlar.

Bir kısmı işi kısa yoldan seks üzerinden çözmeye çalışıyor ama, onunda devri kısa sürede geçiyor.


Bu yüzden gençlerin ortak çalışıp, bir arada dayanışma ile problem çözecekleri, bir şeyler yapacakları sosyal yapılar ve organizasyonlar düzenlenmeli. Bir amaca ortak olarak ulaşmaya çalışırken, birbirlerini de tanıyıp, daha doğru bir iletişim yolu öğrenecekler...

Ya da her zaman savunduğum gibi, dans, özellikle Tango eğitimi bu konuda önemli bir gelişmeyi getirecektir.

Kadına şiddet'e karşı idam cezası hk...


Hiç bir suç, caydırıcı cezalarla azalmamış. Kadın cinayetlerinde de durum aynı. Ancak idam kararı bir kere çıktı mı, kapsamına alınacak kişilere bakmak lazım.

Bugün bir tek kadın cinayeti iken, yarın terör denecek. Başka bir gün tüm muhaliflere terörist, teröristle işbirlikçi filan denecek...

Zamanında İdam cezasının kalkmasına karşıydım. Hapislerde besleneceğine, derdim... Bu konudaki fikrimi değiştirmedim.

Ancak o dönemde yargının bağımsızlığı konusunda da şüphem yoktu.

Kadın cinayetlerini önlemek mümkün değil. Ama azaltmak mümkün.

Önlemek mümkün değil, çünkü tüm toplumda bir zihniyet değişikliği gerektiriyor. Oysa her gruptan ve yaştan, çok tutucu ve bağnaz zihinler bolca var.

Ancak yeni nesil üzerinden gidilerek bu sorun hafifletilebilinir.

Ve şiddetin şekli, erkek-kadın niteliğinden çıkartılıp, insanın insana şiddetine dönüştürülmeli.

Elbette şiddet hoş değil ama maalesef, günümüz dünyasında bu toplumsal, ulusal ve uluslararası yaygın bir sorun.

Bu sorunun temelinde, Kadın-Erkek iletişiminin sakat/eksik olması yatıyor.

Erkek, kadına nasıl davranacağını bilmiyor. Kadın da erkeğe... Gerçek hayatta, kadınlar erkeği idare eder, yönlendirir. Biçimlendirir.

Bir kadının yetiştirdiği bir erkek, başka bir kadına hele geçmişte veya gününde ilişkisi olan bir kadına karşı şiddet uygulayabiliyorsa, bu sorunun salt erkek değil, kadın tarafından da kaynaklanan eksiklikleri var demektir.

Bu konuda en azından gençlere, hem birbirleriyle iletişim kurup doğru ifade ile anlaşabilecekleri, hem de kaynayan kanlarındaki heyecanı-ateşi kontrol etmelerini sağlayacak eğitim metotları gerekiyor.

Çocuklarımıza Centilmen Beyefendi ve Hanımefendi kurallarını ve yöntemlerini öğretmeliyiz.



Kadın erkekte yüreğe mi, cüzdana mı öncelik verir?

Ne kadında, ne de adam da öyle iddia edildiği gibi koca yürekler kalmadı. Bu yüzden hiç değil ise rahatını düşünmesi doğaldır insanın.
Bunun için kimseyi itham etmenin gereği yok. Toplumsal yozlaşmanın uzantıları, etkileri bunlar.
Kadın artık eski kadın değil, ekonomik özgürlüğünü=bağımsızlığını kazanmış durumda. Erkek ise hala ananevi öğretilerle, evde eşini bekleyen kadının görevlerini bekliyor ondan. İster çalışsın, ister çalışmasın.
Ev kadını dediklerimizde, hem çalışan kadının yaklaşımlarından etkileniyor, benimsiyor hem de günümüz şartlarına göre uygun bir yaşam standartı oluşturmaya çalışıyor. Bugün ortalama bir ev kadınının aile bütçesine işgücü olarak katkısı 1-1,5 asgari ücret düzeyinde.. (Tabii para değil, ayni olarak)

Erkek ise eski erkek değil, eskiden tüm kadınlar kulede prensini bekleyen prenseslerdi. Onlara prenses muamelesi yapılması doğru idi...
Şimdi çoğu iş hayatında, sosyal alanlarda, sporda ve bir çok dalda Red Sonya gibi rakip oluyor erkeğe...
Zaten iş imkanları dar, ortalama gelirler ev için yetersiz. Bir de kadın iş gücü ve ona (çocuk gibi haklı nedenlerle) tanınan pozitif ayrımcılıkla mücadele etmek gerekiyor. Karar mekanizmalarının çoğunda erkeklerin olmasından ve işyerlerindeki maaş ve kariyer konularındaki cinsiyet ayrımcılığından şikayetçiler.
Oysa onlara tanınan pozitfi ayrımcı politikalar erkeklere de uygulansa, bu sorunların çoğu otomatikman kalkardı.

Sonuçta, Erkek hangi kadına prenses, hangisine savaşçı gibi "ne zaman? ve nasıl?" davranacağını bilemiyor.

Romantizm ise dijitalleşmiş durumda. Lokantalardaki yemek ve farklı ortamlarda gezmelere indirgenmiş eğlenme anlayışı, doğrudan iletişimi öldürmüş durumda...
Hele korona kültürü ile yetişen çocuklar, 15-20 yıl sonra nasıl el ele tutuşulacağını, öpüşüleceğini bilemeyecek, sanal ortamda öğrendikleri ile bir şeyler yapmaya çalışacak sanırım.

Oysa iletişimin çok az bir kısmı sözeldir. Çoğu ise vücut dili, jesler, ses tonu ve kokularla feromenlerden kaynaklanır.

Bir kadına değer vermek? Ya da bir erkeğe değer vermek? klişe kalıplara sıkışmış gibi. Aslında tam anlamıyla, bunları tanımlayabilecek kimse de pek kalmadı.
Çünkü bu kalıpları alabileceğimiz, görgü kaynakları da azaldı. Ne toplum, ne aile ne de medya ...
Hangisi insanlara , diğerlerine değer vermeyi gerçek ve gerekli şekliyle öğretiyor ki? Ya da gösteriyor?

Bir erkek, bir kadına gerçekten değer veriyorsa, prensesmiş gibi davranır. Kadın da adama Prensmiş gibi... ilişkinin asaleti ve derinliği de bu karşılıklı saygı ve eşdeğerlilikten çıkardı...
Oysa günümüzde, erkeğe prens gibi davranan kaç prenses adayı kaldı ki?

Sözün özü, para sadece onunla eksikliklerini kapatma ihtiyacında olanlar için ön plandadır.
Eğer erkek bunu (kadında) kapatamıyorsa paranın, kadın kapatamıyorsa (erkek için) fiziksel özelliklerinin öne çıkması doğaldır.


Sorunuzun cevabı, hala muallakta kalıyor böylece :-) (21.10.2020)


24 Şubat 2018 Cumartesi

Çin ve Geleceği


Kişiler, toplumları ve yönetimlerini kendi deneyimlerine göre değerlendirirler. Batılı bakış açısıyla Çin'i değerlendirirken de uzmanlar "kendi doğruları" üzerinden Çin'i değerlendiriyorlar.

Sadece insanların değil, toplumlarında bir ruhu, anlayışı ve belleği vardır.
Toplumsal ruh, bireylerin farkında olmadığı ve hatta katılmadıkları fikirleri ve düşünceleri de taşıyabilir.
Bu toplumsal bellek sayesinde olur. Sosyolojik bir olaydır.
Toplumların devlet sistemlerindeki bellek ise onların devlet gelenekleri ile şekillenir. Çin'in devlet geleneği ise binlerce yıllık temele dayanıyor.
Zaten binlerce yıllık devlet geleneği olan toplumlar dünya üzerinde çok az.
(Çin, İran, Türkler, Hintliler devlet gelenekleri 3000-5000 yıllık geçmişleri var. İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletlerinin ki bunlara kıyasla genç  devlet gelenekleri. Bahar ile  kaosa düşen Arapların ise geçmişle bağlantılı bir devlet gelenekleri olduğundan söz etmek çok daha zor.)

Geçmişten bu yana Çin'in devlet yönetim sistemlerine baktığımızda, hakim bir güç altında toplanmış ve zaman zaman birbirleri ile rekabet de eden alt güçlerin, klanların yönetim bölgelerinden oluştuğunu görüyoruz.

Günümüzün modern komünist Çin'inde bile bu yapı korunmuş ve adapte edilmiş durumda.
Bu aynı zamanda bir gelenek. Ayrıca Çin toplumu aşırı nüfus baskısı ve kısıtlı kaynaklarla yaşamaya alışmış bir toplum. Üstelik dış kaynaklı baskılara da ister fiziksel, ister ekonomik olsun binlerce yıl dayanmış ve kültürel normları içine yerleştirmiş bir toplum.

Gelecek yıllarda dünyanın kısıtlı kaynaklar altında aşırı kalabalık nüfusları idare etmek zorunda kalacağı ve gruplar arasında kaynak paylaşımından dolayı çatışmaların çıkacağı kesin.

Batılıların Çin'e önerdikleri demokratikleşme ise, kendi anlayışlarına göre olan bir demokratikleşme. Oysa günümüzde, demokrasi kapitalist liberalizm altında engelleyemediği haksızlıklar ve eşitsizlikler nedeniyle, dünya da ciddi taraftar kaybeden bir kavram. Batı'nın kendilerine uygun gördükleri demokratik değerleri, başka ülkelere gerekli görmedikleri ve demokratik reformların daha çok bunlara ve uzantıları şirketlere pazar ve kaynak sağlamak için kullanıldığı daha çok görülüyor.

Söz gelimi, Afganistan, Irak ve Suriye olayları aslında tamamen enerji yolları güvenliği ve kontrolü üzerindeki çatışmaların sonucu...

Çin'in gelecekte de devam edecek bir kaç önemli sorunu var.
İlki, Enerji... Afganistan'daki yolların kapalı ve güvensiz oluşu nedeniyle Ön Asya'nın, Arap Yarım adasının ve Kafkasya'nın doğal gazına
(Hindistan da kısmen aynı sorunla karşı karşıya) ulaşamıyor.
İkinci en büyük kaynak olan Rusya ise Sibirya'daki ikinci kuyusundan değil, AB'ye gaz verdiği 1nci kuyudan aynı fiyatla gaz vermekte ısrar ettiği için, buradan da faydalanmıyor.
Yakın çevresinde ise bu tür çıkartma maliyeti düşük doğal gaz kaynakları yok. İhtiyacının önemli bir kısmını sıvılaştırılmış gaz olarak karşılıyor ki, en büyük doğal gaz üreticilerinde ABD'den 2020'lerden sonra gelecek sıvılaştırılmış doğal gaz bağımlılığı yüksek olacak gibi...
Çin bu yüzden nükleer santral projelerine ağırlık veriyor. Ancak gerek üretim için, gerek ise gelir seviyesi artan nüfusunun tüketim ihtiyacı için bu kaynaklar yeterli olmayacaktır.

İkincisi, yüksek nüfusun gelir düzeyinin artışı ile iç tüketimde biriken ekonomik kaynakların ciddi bir kısmının Çin sınırları dışına
(ithal ürünlerle) çıkması olacaktır. Oysa, aynı zamanda dünyanın fabrikası olarak Çin'in ulaşmadığı pazar kalmadı gibi. Gelişmiş ülkeler iç pazarlarını yüksek kalite standartları ve telif hakları gibi yan uygulamalarla ya da vergilerle zaten koruyorlar.

Çin'in yönelebileceği pazarlar ise sadece gelişmekte olan ülkeler kalıyor. Çünkü burada hem artan nüfusla hem de bu nüfusun gelir seviyesindeki artışla tüketim de artıyor.
Ancak nüfus ve tüketim artışı, hem üretimin de hem pazarlama da hem de tükettikten sonra çevreye çok ciddi  yan etkileri oluyor. Bu yan etkiler sadece o ülkeleri değil, Çin'de dahil tüm dünya'yı olumsuz etkiliyor.

Kırsal kesimden, kentsele göç aynı zamanda sanayileşmenin ucuz işgücü sağlama yöntemidir.
Sanayi şehirlerinde yaşayan ve uzun yıllar sonucu gelir seviyesi artan işçilerin özellikle sendika gibi organize hareketleri ile üretimdeki maliyetleri artıyor. Oysa, kırsaldan gelen çiftçi, çok daha ucuza mal olsa da, köyündekinden daha yüksek bir gelire kavuştuğu için düşük ücretle çalışmaya razı oluyor.
Bu zaten endüstrileşmenin ana maliyet düşürme araçlarından biri olmuş hep...

Bunun sonucunda da kentlerdeki yapılaşma ve barınma ihtiyacı artıyor. Sonuç, şehirlere yakın bölgelerdeki tarıma uygun alanlar, imara açılarak kaybediliyor. Bu seferde şehirlerin taze ve ucuz gıda kaynaklarına erişimi azalıyor ve gıda maliyetleri
(yol, depolama, pazarlama) artıyor.

Bu da gelir seviyesinde artışa ihtiyaç doğuruyor.
Çin'in bu sorunlarla gelecekte daha fazla mücadele etmesi gerekecek.

Üçüncü olarak, her toplumun yaşam refah seviyesindeki artış ile kaynak paylaşımında gruplaşmaya, katmanlaşmaya yönelmesi. Sahip olunan kaynak ve imkanların korunması ve geliştirilmesi için eşdeğer konumdakilerin oluşturdukları sosyal yapıların örgütlü olarak yönetime nüfuz etmeleri ve yönlendirmeleri. Çin bu açıdan çok müsait bir kültürel geleneğe sahip. Zaten bu yüzden yozlaşmaya ve yolsuzluğa açılan ve sert uygulamalar yapılmasına rağmen, yönetimdeki korozyonla başa çıkmak çok zor oluyor.

Böyle bir toplumsal yapıya batı tipi bir demokrasi gelirse, insanların değil, sadece belli grupların refah seviyesi artacaktır. Ayrıca çıkar gruplaşmaları artacaktır. Üstelik bu kadar kalabalık bir yapıdaki düşünce farklılıkları da, daha farklı gruplaşmalara ve çatışmalara neden olacaktır.
Bu nedenle batı tipi bir yönetim yapısı, Çin'in sonunu getirir.

Bence Çin insanı bunun bilincinde... Binlerce yıllık devlet geleneğinin adapte edilmiş bu hali daha uzun süre devam edecektir.
Evet... Tayvan, Güney Kore'de benzer gelenekten gelip hızlı bir şekilde ve neredeyse sorunsuzca batı tipi demokrasilere geçtiler. Ama hem aldıkları dış desteğin, hem de düşük nüfuslu oluşlarının
(Çin'e oranla) önemli bir katkısı var bu dönüşümlerinde...

Çin geleneklerine adapte ede ede değişmiştir. Bundan sonraki değişimi de buna benzer olacaktır.
Gelecekte Çin şirketlerinin ve yönetimlerinin, Çin'in eski yerel yönetim girişimleri gibi kendi tabanlarını belli bölgeden insanlardan oluşturarak, onların ortak bir girişimi olarak piyasa da ağırlık kazanacaklarını düşünüyorum.
Şirket içi yönetim ve yönetime katılma, demokratikleşme ve eşitlik ihtiyaçlarını bu şekilde doyurabilir.
Kişiler demokratik talep ve ihtiyaçlarını bu şirketler üzerinden gerçekleştirebilirler.
Bu hem geçmişleriyle, hem de komünist sistemle kazandıkları deneyimleriyle çok daha uyumlu gibi...
Ama Çin'in bir an önce "Sürdürülebilir Ekonomi" ye dayalı bir yapılaşma içinde acil planlara başlaması gerektiğini düşünüyorum.

China and Political Science (https://www.coursera.org/learn/chinesepolitics1 ) İlk bölüm sonu, görüşlerimdir. 24.02.2018
===========================================
Future of Chinese Community

People evaluate societies and governments according to their own experience. I think, when Westerner experts consider about China, they appreciate the China through their "own truth".

I think also, there are always a spirit of all societies with comprehension and common-long lasting memory, not only people.

This social psyche can carry ideas and thoughts of the society that individuals are not aware of it, or even do not attend it.
It happens through by social memory. It's a sociological one.

The memory in the state government systems of the societies are shaped by their state traditions of history.

China's has  a state tradition , which is based on thousands of years of history.
Societies that are already state traditions for thousands of years, are very few in the world.

(China, Iran, Turks, Indians state traditions have 3000-5000 years history.Discontinued states like Egypt(?),Romans are a few younger.
Governmental tradition of most European states are very young except Britain... Which generally have formed and specialized in governance after Renaissance.
 The Arab's state traditions are very young  comparatively to them. The situation after The Arab Spring ia a clue for it.)


When we look at the state administration systems of China since the past, we see that the lower powers that are gathered under a dominant power. Sometimes these minor powers had competed with each other as the administrative regions of the clans.

Even in today's modern communist China, this structure is preserved and well adapted. Because, It's an adopted tradition also at the same time.
Chinese society has been accustomed to living under extreme population pressure with limited resources.

Moreover, this society has been accustomed to repressions which are outsourced or internal by embracing as cultural norms them which are  physical or
to survive thousands of years. 

In the coming years, the world will have to handle with struggles due to overcrowded people under limited resources. There will be clashes break out due to resource sharing among the groups.

I think, the proposed democratization and reforms to China are inappropriate.

Also in nowadays, due to the increasing injustices and inequalities between peoples and also states under capitalist liberal economic systems, the concept of democracy is a losing concept of belief in societies.

Every day, the number of people are increasing which are think that both their needs-thought and they are not represent in their in their governments and in the national assemblies.
(Today being a politician is very expensive for an ordinary citizen, generally. So as, if being a politician were left in the hands of a class or group who have also economic power.)

Also the suggested democratic values as humanism, equality, justice, human rights, etc. seems as valid as only for some deserved societies.

The others are generally being free market and resource as raw or human source for international companies to supply this life standard level as expendable.

Speaking of which, the events of Afghanistan, Iraq and Syria are in fact the result of the conflicts over the security and control of energy pipes ...

China has a few key issues to continue in the future.

The first one is energy.

Due to the closed pipe roads because of being insecure in Afghanistan, china can not buy natural gas from the frontier Asia
(Uzbekistan, Turkmenistan, Azerbaijan) or the Arabian peninsula... (India is facing with the same problem from Russia).

The other option source is Russia. But she is insisting on selling natural gas from the same well with EU with same price instead of the second well in Siberia.

So that, China gets its need natural gas generally as liquefied.
As a biggest
(but not selling abroad) natural gas producer USA, can be the first source for China after 2020's when the USA gas trading companies will be ready to export liquefied natural gas. (Installing natural gas pipes is the most expensive part of investment. But also it gives dependence to seller and buyer.)

Therefore, China focuses on nuclear power plant projects. However, these resources will not be sufficient for the need for production for export and internal consumption. When the income level increases, the energy consumption is raising much more several.

The Coal mines are not preferable unless there is other choice, due to high pollution problems.
The wind, waves, solar are not efficient to supply the demand.

Secondly, by increasing income level, there will be more consumption for imported goods and trades. This means there will be less money accumulation.

Until now, china has collected the money generally by exporting abroad but consuming domestic products. It will be changed. The money will use not only for technology or branded-license rights or intermediate goods, but also for luxury goods or entertainment vacations.

As third, by with drawing credited money from world markets, the protection walls and instructions are raising as customs duties, quality standards, materials used, quotas or even production constraints within the same economic unions.
This means exporting the Chinese goods into the industrialized countries will be with difficulties.
Because of that, China has developed a good strategy to reaching the markets of developing countries. Which have generally high increasing population with their demands.
Now while supporting them as technological and educational also for economical and infrastructural developing, the China also build new markets and resource for new kind enterprises.

But until when? Because the China is already like the fabric of all the world. And there is less place where the Chinese goods do still not enter in the world...
In fact, the aim of trade is meeting mutually needs. Not only selling more and obtaining more resource for producing more to sell. Because the resources and abilities are limited.
Pushing on these conditions causes only enforced countries and the world with more expensive environmental problems.


As a fourth, the migration from rural to urban will cause some social problems. At first, this migration is the most used and cheapest way to decrease the production costs for all the history of industrialization. 
The new workers who came from rural is always ready to work with less income
(which is always higher than his/her old rural income) than old and organized (in unions) urban workers.

By this migration, the life standards in cities  are decreasing. Because there is more need for constructions for settlements, houses, roads with their environmental and infrastructure problems.
Also, the used land for buildings will cause some unseen obstacles. For example, at first the cultivated lands is used for building construction. So that, the food sources nearby the cities will be  disappearing.  The food will come from long away productive areas. Then the demand for roads, stores with refrigerators, package, stocks  will increase for supplying fresh and safe food.

At first, it seems as new business, in fact this means also the increasing environmental problems  because of lost agricultural lands.
Also, I think that, China should start urgent plans for based on "Sustainable Economy" as soon as possible.

As Fifth, The Chinese people are already accustomed already to be in a group or in a caste layer. This seems also a part of traditions.
It seems that power associations and solidarity have been generally existed around an aim-ideology or  society of a territory...

People are used to impact to their local officials according to their statue and position by demanding  or protesting.

In fact, I think, all the government system is based on this structure.

Of course, this structure is open for abuses but not more than other countries. Despite the harsh measures taken in the fight against corruption, it is certain that the fray will continue. Because the same problem exists in different levels  at all human societies.

 On the other side, like a crowded population, struggling and putting in an order needs and demands  are not possible in another system.

If a proposed social structure comes, under a politic reform like  a western type of democracy, the welfare level of only some certain groups of people will increase.

There will be also increasing at interest groupings. Which was born from conflicts and differences in thought.

And you can think that, there will be lots of groups in a crowded society which discussing and conflicting with each other.
Managing and governing like a society is very hard.

For this reason, I think, a western-style management structure is not suitable and reliable for China.

Yes ... Taiwan and South Korea come from a similar tradition and smoothly passed to western type democracies. But there is an important contribution for both as foreign support and low population (compared to China) in these transformations ...

(Also, is the only way for the humanity the westernized democracy? This should be debated.)


I think, the Chinese people are aware of that ...
This governing system will continue with some relaxing reforms according to the situation of social demands.

But at a level, the Township and Village Enterprises (TVE) and State-Owned Assets Supervision and Administrative Commission models can be new governing system for China and also for others.

Internal management of these enterprises can provide more democratic and freedom  for its workers and stock holders under the umbrella of these companies.

The people can continue to struggle with the life under the support and safe of these companies.
This can be supply more resource and support for people to realizing their life purposes.

It seems to be much more compatible with their past and their experience with the communist system ...

………..

Çin'deki devlet ve bürokrasi sistemini inceleyen, daha doğrusu Çin'de yatırım yapmak isteyen batılılar için bu ülkenin ekonomisi, geçmiş gelişimi ve kullanılabilinecek ihtiyaçları hakkında bilgi veren bir kurs almıştım.

Çin'deki komünizm, Çin usulü bir komünizm. Yoğun bir nüfusu, sınırlı kaynaklarla bir arada tutma ve ahenk oluşturma amaçlı. Pilot bölgelerde deneme ve yanılma ile uygulanan projeler bile oluyor. Devletteki kast ve liyakat sistemi, alışık olduklarımızdan farklı. Emekli yöneticiler bile kolay kolay yataklarında ölmüyor. (? :- ?)

Ceza sistemi de yoğun nüfustan dolayı sert.
1 Çocuk politikası ile beslenmesinden, eğitimine kadar çocukların yetişmesi için ayrılan kaynaklarla büyüyen çocuklar, artık Çin'de yönetim kademelerinde üste çıkmaya başladılar.
Yokluk ve paylaşma kavramlarına, geleneksel Çinli bakışından daha uzak oldukları için, sosyal problemlerden endişe ediliyor.

O yüzden Çin'i Komünist diye nitelemek, pek yerinde ve yeterli bir tanım olmaz bence...

Dünya nereye gidiyor?
İlk önce bildiğimiz demokrasi anlayışı sona ermeli. Komünizm de, kapitalizm de adalet getiren sistemler değil.

Kimse, vergisini vermeyenle, toplumsal sorumluluğunu gözardı edenle, daha düşük eğitim almış ile aynı kefede olmak istemiyor.

İnsanlar aldıkları ve yüklendikleri sorumluluklar çerçevesinde, topluma yaptıkları katkı ve ekonomik üretim çerçevesinde, yönetimlerde söz hakkında sahip olmak istiyor. Ve bunu da hakediyorlar.

Böyle bir yapı, ne komünizm de var. Herkese eşit davranacağım derken adaleti bozuyor. Ne de kapitializm de var, fırsatçılık ve bireysellik, üretimden çok "gereksiz" tüketimi teşvik ediyor.

26 Nisan 2017 Çarşamba

SOSYAL MEDYA ve İNSANLIK

Sosyal medya bir çok konuda müthiş fırsatlar ve imkanlar ortaya çıkarsa da, çok ciddi anlmada bir iç yıkımda getiriyor.

Eğer facebook paylaşımlarına bakarsak, millet geziyor, eğleniyor, paylaşıyor, çok mutlu ve güzel ilişkileri var...

Safsata...

Başlangıçta bunun öyle algılanması için biraldatma persesi inşaası olarak düşünürdüm.
Ama değilmiş.

Çoğu zaman kişinin kendisini ve kendisini eden çevresinin (iş, aile ortamı ve kişileri, dostlar, arkadaşlar, ilişkiler, vs...) nasıl olmasına istediğine göre şekillendirme çabasıymış...

Yani sosyal medya, kişilerin kendi kendilerini karndırdıkları ve paylaştıklarının gerçekliğine inandıkları bir mecra olmuş...

Geçen hafta kitap fuarına haber yapmaya giden arkadaşlarım, dönüşte dehşetli bir şaşkınlıkta idiler.
Fuar esnasında bir "instagram fenomeni"(?) gelmiş. Kızlar oraya çığlık çığlığa koşup, fotoğraf çekme yarışına başlamışlar.

Bu nedir? Fenomen nedir? Uzaylı gibi bir şey midir?

İnternetten baktık, sadece biraz estetikli yakışıklı bir gencin kendi fotoğraflarını paylaşmasıymış. Bu kadar. Özel bir yetenek, beceri, kapasite, bilgi , sanatsal estetik gereksiz kavramlar, fenomen olmak için anlaşılan.
Yaptığın birşeyler için, "like" seçeneğinin çoğunlukta olması yeterli sayılıyor başarı için...

Bu bizim kuşağımızın bile ötesinde kavramlar içeriyor. Oysa bizler geçiş kuşağıyız.

Ve internetsiz yaşayamayacak bir toplum yetişiyor. İnternet yok ise, zombiler ordusu olacaklar...
Bunun ikinci ihtimali ise, bireysel düzeyde kısıtlı ve uzmanlaşmış zekalarla, kollektif sınırsız bir zekaya doğru toplumsal evrilmenin adımları da olabilir bu.
Karıncalar gibi...


Devam: (Alıntı)  https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/30174/
...

Sorun yorulma, dinlenme sorunu değil.
Boşuna ve kaybedilmiş bir mücadeleyi sürdürmenin anlamsızlığı...

Genç nesil yeni teknolojiyle önüne geçilemez bir şekilde garip bir ilişki kurmuş. "Araştırma yapmak" deyince internette araştırmayı anlıyorlar. Yani bir nevi "internet" e köle olunmuş. Toplumun büyük bir kısmı boş gevezelikle kullanıyor. Ama asıl vahim olanı, eğitim almış, yabancı dili olan insanlar da bu köleliğe razı olmuşlar. Onlarınki daha kötü. Kölelikten kurtulmak bir yana, yaşamlarının önemli bir kısmı veya geçimleri bile bu özelliklerine bağlı olduğu için özgürlüğü seçemezler, siz vermek isteseniz karşı çıkarlar ve savaşırlar.

Peki, internet veya diğer iletişim araçları kimlerin elinde?
Dünyayı kontrol etmek isteyen güçlerin ve elbette sermayenin elinde. Bunlar kendi insanlarını yıllar boyu "uzaylılar" "51. Bölge" "üstün güçlü kahramanlar" "süpermen" gibi şeylerle idare ettiler. Şimdi de internet sayesinde tüm dünyayı aynı şekilde idare etmenin kolaylığını öğrendiler. Bilimi istedikleri gibi manipule edebilir, yönlendirebilir. tehlikeli konulara ulaşılmasını engelleyip, saçma sapan bilgiler doldurup diğer ülkelerin kendilerine bağımlı kalmasını, korkmasını sağlayabilirler. İstedikleri hikayeyi yazıp, istediklerini kahraman yapabilirler.

Buna engel olunamayacağını anladım. Biz sicim teorisinden bahsediyoruz, bir arkadaş internette bulduğu, etiketi profesör olan üstelik ingilizce ve bir sürü denklem doldurulmuş uydurma bir teoriyi önemsiyor. Üstelik onu doğru sanıyor ve size bilgiçlik taslıyor. Fizik altyapısı olmadığında istediğiniz kadar ingilizceniz olsun bazı şeyleri anlamazsınız. Çünkü bazı terimler sözlük anlamında kullanılmaz. Fiziği bilmezseniz internetten öğrenemezsiniz. Çünkü bunu engellerler...
Necmi Tüfek 10 Mayıs 2017
...

Bizim dönemimizle, bu dönem arasındaki fark; gözlemlediğim kadarı ile "hız"... Çok hızlı yaşıyorlar, öğreniyorlar, unutuyorlar ve karar veriyorlar.

Bunda internetin ciddi rolü var. 
Hem çok olumlu hem de olumsuz.
Olumsuz yanı birey olarak, zihinlerinin hayal gücü üretim kapasiteleri daralıyor. Çünkü branşlaşıyorlar, uzmanlaşıyorlar. Çok hızlı bilgi alışverişinden, eldeki bilgiyi özümseyip, kendilerine göre bir yaklaşım üretmede zorlanıyorlar.

Oysa kitap okumak, bilginin özümsenmesi ve kavranıp içine yeni bir şeyler katılması için en iyi yol. Kitabı bitirene kadar, kavramlar kafamızda şekillenir ve bizden de bir şeyler katabiliriz.
Yani kendi felsefemizi, bakışımızı, hayal gücümüzü... Üstelik kitabı her ele aldığımızda, aynı satırlardan farklı anlamlar ve kavramlar çıkartırız. Aslında değişen kitap değil, biz olduğumuz için.

İnternet ortamındaki bilgide bu imkanlar çok dar. Sürekli bilgi yenileniyor, çeşitleniyor. Her bilgiden bir tutam alınıyor... Bu seferde karşımıza, bu bilgilerle yapılmış yarım yamalak felsefeler (felsefe: bilgiden bilgi üretme anlamında kullanıyorum) çıkıyor.

Bunda eğitim sistemimizin kusurları da çok. İlk ve orta dönemde verilen fizik-fen bilgisi ve matematik'te verilen bilgiler aslında temel oluşturmak için fazlasıyla yeterli. Ama kullanılan teknikler ve eğitimin amacının farklılaşması (sınav başarısı), verilen bilginin kavranmadan yorumlarda kullanılmasına yol açıyor.

Yetişme koşullarımız ve amaçlarımız farklı. Bizler tek başına kaldığımızda bile bilgi ve zekamızla hayatı idame üzerinde bir bakış altında yetiştirildik.

Onların ki ise kolektiflik üzerine kurulu. Bu kollektif yaşam içinde bir birey olmayı öğreniyorlar. İnternet onları birbirine bağlayan, birbirlerinin açıklarını bulup kapatabilen bir sistem.
Uzmanlaşıyorlar. Bu şekilde hem güdülmeye hazır hale getiriliyorlar, hem de bunları birleştirecek bir uzman yönetici altında, bizlerin asla başaramayacağı eserlere katkıda bulunabiliyorlar.

Bunu ben, nüfusu artan ve kaynakları kıtlaşan dünyamızda, zekanın bireysellikten, kollektifliğe geçişi olarak yorumluyorum. Hepimiz ara aşamadayız. Onlar biraz daha evrilmiş sadece. Ama onlarda sonrakilerle benzer sorunları yaşayacaklar. 

Evet, internet ortamı güvenilir bir ortam değil. ama sorgulamaya ve doğrusunu araştırmaya müsait bir durum.

Bizim kitaplara olan güvenimizin kökeninde, eskiden yazılan kitapların ciddi elemelerden ve kontrollerden geçirildikten sonra basılmasından kaynaklanıyor. Bu alışkanlığımıza rağmen, artık kitapların güvenirliği de internetten etkileniyor. (Belki de akademik kurumlarca basılmadıkça, hiç bir kitap tam anlamıyla güvenilir olmayabilir şu anda ... Hatta eğer  (mevcut haliyle) Tübitak gibi kurumlarca hazırlanmış ise bile ciddi sorgulamalar gerekebilir.)

Bizim her durumda onlara katkı yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Eskiden bilim kitaplarında yazılan bir şey, en azından o dönemki bilgilere göre, doğru ve kesindi. İnternet ise öyle değil. Benim gibi birisi bile internet ortamında bir şeylere yazıp, ciddi ciddi paylaşabiliyor.  Okuduğu her şeyi ciddiye alıp inceleyen bizler için bu durum tam bir bilgi kirliliği... Onlar içinse, içinden işlerine geleni alıp kullanabilecekleri bir yığın. (Hatta aramızda 10 yaş civarı fark var. Bu bile beni, size oranla daha fazla "işine gelen bilgiyi kullanan" yapıyor. Siz çok daha sert ve geçerliliği kesinleşmiş bilimsel süzgeç kıstaslarıyla bilgiyi saflaştırıyorsunuz.)
Bu durumda Evet, benim bilgim biraz "kirli"... :-)  (Neyse bu kadar özeleştiri yeterli)

Bu yüzden bu kaybedilmiş bir mücadele değil. Onlar, kollektif zekanın parçaları olan bir toplumsal yapıya ve bilgi üretim yapısına yöneliyorlar. Yapabileceğimiz her katkı, onları bu kavrama ulaşmak için "harcadığımız zaman ve emek tüketiminden" kurtaracaktır. Üstüne kendilerinden bir şeyler eklemeleri için zaman fırsatı sağlayacaktır.

(Üstüne üstlük biz onlara göre çok avantajlıyız. Eğer bir şey olursa, (inşallah olmaz) 3ncü dünya savaşı gibi bir şey çıkarsa ya da Amerika'daki serverlar çökerse, bize muhtaçlar.
Hani şu zombili diziler filmler var ya, hepsi aynen öyle ellerindeki çalışmayan elektronik alet düğmelerine basan zombiler gibi olacaklar. :-))))

Diğer yandan ülkemizde bu tür bir "ulusal kollektif zekanın gelişmemesi için" çok çaba harcanıyor. Bu toplumumuzu zihinsel anlamda geride bırakacak şekilde; dizilerle, yarışmalarla, evlenme programlarıyla, boş anlamsız açık oturumlarla, gelecek vizyonu yerine olmuş bitmiş ve geri dönüşün artık imkansız olduğu geçmişin başarılarının ele alınmasıyla,  bayağılık düzeyine inmiş siyasetçi laf sataşmalarıyla gündem yaşayan topluma döndürülüyoruz.
Buna, birey bazında kimse karşı durabilecek güçte değil gibi... Ancak kollektif bir zekanın hakkından gelebileceği bir durum bu. Geleceğe bakabilen bir toplum için, bu gençlerden bir kaçı nüve olabilir. Olacaktır da...

Eğer tüm bilgimize ve yaşımıza rağmen, bizler (büyükler) hak ettikleri anlayışı gösteremezsek ("hoş görü" demiyorum; bilgiyle ezin, felsefeyle ezin, mantıksız kısımlarıyla ezin. Hatalarını, yanlışlarını dökün. Zorlansınlar, yeni yollar ve alternatifler arasınlar, doğruyu bulmak için, "hakkımızdan gelmek için" zorlansınlar. Ve başarsınlar! Ki bunun için de tekrar  tekrar hata da ısrar etmelerinde anlayışlı olmalıyım...) başka kim gösterecek?
Onların tahammül sınırları çok geniş değil gibi...

Gelecekte bizim onlara ihtiyacımız olmayabilir ama "çocuklarımızın birbirine ihtiyacı" olacak. Bunu onlar için yatırım olarak düşünün.



Burtay Mutlu (shibumi_tr) 10 Mayıs 2017