30 Nisan 2021 Cuma

1915 Olayları hk.

 

1915 olayları ve ABD başkanının siyasi açıklamaları malum.
Batı dünyası, malum iki yüzlü yaklaşımları ile Türk insanını da kendileri gibi karanlık bir geçmişe sahip olduğunu iddia etmeye çalışıyor.
Onlar gibi olmadığımızı ve olamayacağımızı, insan olarak tüm eksik ve hatalarımıza rağmen, karanlık bir yüzümüz olmadığını kavrayamıyorlar. İnanmak istemiyorlar.

Ancak bu durumun Türkiye'nin kendi konumunu değerlendirmesi ve gelecekteki pozisyonunu belirlemesi için bir fırsat olarak da görüyorum.

Dünyanın ekonomik geleceği, Doğu'ya kayıyor. Dünya piyasalarını doğunun hammadde ve kaynakları ile üretimi belirlemeye başladı.
Batı dünyası, bu değişimde kontrol ve yönlendirme yeteneğini tehdit altında görüyor.
Bu da yüzlerce yıllık kapitalist birikimle sağlanan sosyal refah ve yaşam standartlarının risk altına girmesi demek.
Nüfusları yaşlı, yüksek teknoloji ve bilgi teknoloji destekleri ile artmış verimlilikleri olmasa, bu durumlarını daha ne kadar koruyabilecekler? Belirsiz.

Türkiye bunu öncelikle ekonomik bir savaş olarak görmeli.
Batı ülkelerinin tarihi gerçekleri saptıran bu tutumları, bağlaşıklarına olan yükümlülüklerini de zayıflatıyor.
Türkiye'nin değişen dünya ekonomisi içinde kendi konumunu saptaması ve bağımsız politika üretmesi içinde bir bahane sağlıyor.

Ancak önce bu asılsız propaganda ile devlet eliyle ve devlet desteği ile güçlenmiş Sivil Toplum Örgütleri ile mücadele etmek gerekiyor.

Mücadele alanı da, zaten ön yargılarını pekiştirmiş batı toplumları içinde olmamalı başlangıçta...

Onu yerine, bu konuda Türkiye'nin gelecekte ticari ve askeri partnerleri olabilecek, ikili ilişkiler kurduğu toplumlar ve batı nüfuzunun zayıf olduğu çok uluslu alanlar olmalı.

Bu konuda tarihçilerin bağımsız çalışmalarını destekleyecek şekilde hareket edilmeli.
Mesela Güney Doğu Asya, Orta Asya, Güney Amerika ve Afrika devletlerinde bu konuda akademik çalışmalar yapılmalı.
Sempozyumlar, konferanslar, bu ülkelerin dillerine çevrilmiş romanlar, hikayeler ile konu işlenmeli.
Çünkü bizim ana sorunumuz haklı olduğumuzu, suçlayanlara anlatmaya çalışırken, konu ile alakası olmayan zihinlerin zehirlenmesine de seyirci kalmamız.
Toplumsal bakış açısı bir kaç kuşakta şekillenir ve geri döndürmek çok zordur.
Batı ile bu konuda hesaplaşma ayrıca onların kendi ortamlarında ve kendi hukuk alanlarında yapmalı. Mesela, şahıs veya dernek olarak açılan karşı davalarla ???
Birinci dünya savaşında zarar gören insanlarımızın ardılarının, Ermenistan'a ve Ermeni çetelere destek veren devletlere niye kişisel tazminat davaları açmadığı da ayrı bir konu?
Bu konu üzerinde çalışılmalı. AİHM başta olmak üzere bir çok uluslararası arenada davalar açılmalı.
Kişi ve sivil örgütlerin bu konuda çalışma yapması daha mantıklı geliyor.

İşin sonucunda olan şey, bence şudur.
Batı; ucuz hammadde, mamul ürün, doğalgaz ve işgücü istiyor. bir yandan da kendisini dış etkilere ve baskılara karşı koruyacak, ekonomik birlikler, hukuki ve ticari duvarlar kuruyor.

Kuralları kim belirlerse, güç onun kontrolündedir.

21 Nisan 2021 Çarşamba

Pandemiye Göre Ev Tasarımları

https://www.insaatderyasi.com/ev-tasarimlari-pandemiye-gore-yeniden-sekilleniyor-18749h.htm

Bence üzerinde durulması gereken bir kaç konu daha var.

Müteahitsel dönüşümde kâr için konut alanlarını küçültmesi bir tanesi...

İkincisi çekirdek ailenin sayıca azalması, buna karşılık bekar-yalnız yaşayanların sayısının artışı...

Üçüncüsü evlerde çalışma kültürün gelişmesi için, ayrı bir çalışma odası kavramının (misafir, oturma, çocuk, yatak odalarının kavramları gibi) eklenmesi gerekiyor.

Dördüncü olarak ise çalışma sürelerinin tekrar düzenlenmesi gerekiyor.
Mevcut çalışma saati ve düzeni, zamanla çok iyileştirilmiş olsa bile, 1800'lerin sanayi üretimine dayalı endüstri toplumuna dayanıyor.
Günde 8 saat, hafta da 45 saat bile kazanılmış haklardır ama...

Günümüzde bu süreler çok uzun, gereksiz ve işlevsizdir.

Bilginin değişim oranı saniyelere indi, sanayi de bile üretim hızı 10 bin kat arttı, fiziksel ulaşım bile 10 kattan fazla hızlandı...
Ama çalışma saatleri ve günlerinde ciddi bir değişim yok. (17 saatten, 11 saate son 100 yıldır da 8 saate gibi genel bir ortalama...)

İnsanlar, Yaşamak için çalışır. Çalışmak için yaşamaz.

Bu gelişimin amacı insana, kendisini geliştirebilmesi için daha fazla zaman bırakmaktı.
Ama tersi oldu: Hız artıkça, üretim arttı, tüketim arttı, atıklarla kirlilik arttı, dünyanın içine edildi.

Eğer insanlığın nüfusu azalsın isteniyorsa, önce çalışma saatlerini tekrar düzenlemek gerekiyor.

Günümüzde dijital teknoloji kullanan çoğu firma, iş yerinde atıl kapasite de bekleme modunda enerji tüketen personel ile çalışıyor.
Oysa haftalık çalışma saatlerinden başlayarak, günlük çalışma sürelerinin azaltılması ve vardiyalı sistemle, hizmet sürekliliğinin ise artırılması gerekiyor.

Bunun bir kaç faydası var. İstihdam katkısı, gelir paylaşımı, fırsat eşitliği artışı, daha dengeli bir tüketim eğilimi olacaktır.
Kendisine zaman bulan insan, kişisel gelişim için daha çok sosyal ve sanat etkinliğine fırsat ve zaman bulacaktır.
Bu da toplumsal öfkenin ve şiddet eğiliminin azalması, uzlaşma altında işbirliği kültürünün gelişimi demektir.





7 Nisan 2021 Çarşamba

ABD, Karadeniz'e savaş gemisi sokmayı neden bu kadar ister?...

 

Niye istediği belli... İstanbul da bir kanal olsa, Süveyş gibi, Montrö de olduğu gibi engellenemezdi...

Dünya yakın geleceğin kutuplarını belirlemiş bile... Batı ve Doğu diye...
Batı, Türkiye'yi yanlarında görmüyor ama Doğu'ya da kaptırmak istemiyor.
Doğu, batıya özenen Türkiye'ye net bir güven hissedemiyor.
Türkiye ise geleceğinin hangi tarafta olacağına karar verememiş durumda...

Bu kutuplaşma siyasi bir bölünme değil...Ekonomik tabanlı bölünme... Üreten ve tüketenler arasında...
Dünya Gsmh'sinden aslan payını alan Batı, temiz sanayi ve üretim ile konumunu korurken. kirletici sanayi ürünleri de dahil ihtiyacı olanları doğu'dan ucuza almak istiyor. Bunun zeminini korumak istiyor. Doğunun doğal gazını ucuza almak fiyatı üzerinde belirleyici olmak istiyor.

Basra körfezinin doğal gazını Akdenize ulaştırmak ve güvence altına almak için Kuzey Irak ve Suriyeyi temizleyip. kendilerine bağımlı bir devletçik için çok uğraştılar. Olmadı. Bölge kaynıyor sadece...
Olsaydı. Kıbrıs Rum kesimine gelen boru hattı maliyeti ile birliğe doğalgaz alacaklardı. Kıbrıs -Avrupa kıtası arası doğalgaz boru hattı maliyetini ve güvenliğini de İsrail üstüne yıkacaklardı. (Bulunan rezerv kaç yıl yetecekti ki?)
Şimdilik tutmadı.
Ukrayna'yı Batı destekliyor. Eğer Sovyet döneminden kalma doğalgaz boru hatları geçmeseydi bu ülkeden, umursamazlardı.

Tabii Rusya'nın Karadeniz ve Akdeniz ile olan bağlantısını da kesecekler böylece. Bu iki ülkenin sürekli gerilimde olması için ortamı sürekli gerecekler.
Ki Rusya sıkışsın da doğal kaynaklarını, en büyük müşterisine onun istediği fiyattan versin.

Tabi bunlar uzun vadeli, hayaller.

Türkiye, gelecekte hangi ekonomik yapılaşma içinde olacağına karar vermeli.
Emareler, dinamik ve üretim yapısı ile Doğu'yu gösteriyor.