12 Şubat 2017 Pazar

Bilimsel olarak bakıldığında Türkiye'nin başkanlık sistemine geçmesi mantıklı mı?

 
     Ahmet Yılmaz 12 Şubat 2017  https://www.fizikist.com/beyin-firtinasi/27566/



    Sosyo Ekonomik Sorular:
    1) Ülkemizin ekonomik durumu son 15 yıldır iyiye mi gitti?
    2) Toplumumuzun sosyal refah seviyesi son 15 yıldır daha iyiye mi gitti?
    3) Kendi geleceğinizi güvence altında hissediyor musunuz?
    4) Çocuklarınızın geleceği için daha iyi bir ülke olacağına inanıyor musunuz?
    5) Toplumsal barış ve bütünleşme, hoşgörü seviyesinde artış var mı ?
    6) Mevcut siyasi yönetimdeki politikacıların her şeyi,millet ve vatan sevgisiyle (menfaatine) yaptığını düşünüyor musunuz-hissediyor musunuz?
    7) Bu ülkenin son 15 yıldır ekiplerce çözülememiş ve karmaşıklaşmış sorunlarının, bir kişinin takdir ve karar yetkisiyle çözülebileceğini düşünüyor musunuz?
    Bu sorulara vereceğiniz cevaplara göre mantıklı olup olmadığına karar verebilirsiniz...Çünkü herkesin kendisine göre bir mantığı var. Soruları geliştirebilirsiniz de.
    
    Diğer yandan dünya toplumlarına bakınca, demokrasinin yetersiz kaldığı ülkelerde tek adam psikolojisinin ön plana çıktığını görüyoruz.
    Bunun bir kaç nedeni var.
    İlki geçmişteki tek adamların- liderlerin dönemine bakarsak, bunların döneminde dünyanın hala bakir, kaynakların bol ve sorunların kaynak paylaşımından çıkan kavgalardan oluştuğu bir dönem olduğunu görüyoruz. Toprağa dayalı üretim ve bunların siyasi sistemi monarşik yapıların yerlerini, ekonomisi endüstri tabanlı toplumların ve bunların parlementer sistemlerinin aldığını görüyoruz. Belki "kral" gitmiş ve yerine değiştirilebilen birileri gelmiş ama iktidar sahipleri dolaylı yoldan kralların gücüne sahip.
    Bu dönem sosyal refahın artışta olduğu, kazanılan mücadelelerle daha da arttığı dönemler.
    Yani geleceğe umutla bakıldığı dönemler. İnsanlar doğal olarak bu dönemleri güzel ve çekici olarak buluyorlar.
    Oysa günümüzde, bırakın artık paylaşılacak bol doğal kaynağı, doğal kaynak kalmamış durumda. Nüfus çok. Kaynak az. bitik. Tüketilmiş. Kavga edip kazansan bile paylaşacağın kaynak çok az.
    Geçmişin umut dolu günlerine ve yönetim sistemlerine çözüm için bakılması doğal bir güdü.
    İkincisi Amerika örneğinde olduğu gibi, toplumun eğitimli elit kısmı toplumları biçimlendirip, yönlendirirken, düşük eğitimli ve günlük sorunlarla sınırlı düşünen çoğunluğu oluşturuyor. Bunlar uzun vadeli sorunların çözümünü üstelenecek ve kendi dillerinden konuşacak birilerini tercih ediyorlar. Uzun vadeli sorunları düşünmek ve çözüm üretmek, bu zihinler için ağır ve zor bir iş.
    Arada bir, elit yönetim kadrosu (bürokrat) kontrolü elden kaçırabiliyor.
    Üçüncü bir nokta, dünyanın ekonomik yapısı ve üretim temeli değişiyor. Bu bir evrimdir. Maalesef sancılı olacaktır. Bilgi tabanlı ekonomiler gelişirken, sürüdürlebilirliğe dayalı ekonomik modele geçiyorlar. Gelişmekte olan ülkelere de ağır sanayi ve endüstrileri bırakıyorlar.
    Tabii zamanında dünyanın kaynaklarını bolca israf ettikleri ve dünyanın içine sı.tıkları için, şimdi yeni endüstrileşenlerin kendi yaptıkları gibi kalan kaynakları dikkatli ve idareli kullanmasını sağlayacak ekonomik çözümler arıyorlar. (Ne kadar ülkeler arası sorunları artırıp, bölgesel nüfus planlaması yapsalarda, dünya nüfusu hala çok yüksek. ) Çünkü kaynaklar çok az. Bitti mi, yerine ikame edilmeleri çok zor. Bu yüzden hızla sürdürülebilir ekonomik temellere geçerken, daha az kaynakla aynı verimi ve sosyal refahı sürdürme çabalarındalar.
    Bu kadar karmaşık ve uzun vadeli problemleri düşünmek, planlamak önlem almak sıradan vatandaş için ağır... Bugüne kadar da mevcut parlamenter demokratik sistemin de sorunları çözdüğünü -azalttığını düşünmüyor.
    Başkanlık sistemi doğal olarak bilinen, denemiş ve geçmişin umut dolu günlerine çağrışım yapan bir yapı...
    Mantıklı mı? Herkesin cevabı farklı.
    Eğer başkan adayı "ben olacaksam ve kazanacaksam" mantıklı ve gerekli.
    Burtay Mutlu (shibumi_tr) 12 Şubat 2017
  
    @Burtay Mutlu, konuyu genelde subjektif açıdan ele almışsınız. Benim peşimde olduğumsa objektif bir cevap arayışı. Soruda özellikle bilimsel olarak dememin nedeni bu.
    Gerçi referandumun amacı zaten subjektif bakışlardan oluşan çoğunluğun kararı sayesinde toplum için en mantıklısını bulmaktır denilebilir. Ancak bilimin bize sunduğu en değerli şey öngörülerde bulunabilmektir. Referanduma sunulan başkanlık modeli mi yoksa mevcut parlementer sistem mi daha mantıklıdır sorusunun cevabı mümkün olduğunca objektif nasıl bulunur? Hangi verilere bakmak gerekir? (Başka sistemleri gözardı edelim çünkü önümüzde 2 seçenek var)
    Ahmet Yılmaz 12 Şubat 2017

    Sorduğunuz sorulara gelince:
    1, 2 ) Son 15 yıla bakmak mantıklı değil çünkü sadece parlementer sistemle yönetildik. Hatta kendi tarihimize bakmak yeterli olmaz. Şuan referanduma sunulan başkanlık sistemine en yakın sistemleri bulmak gerekir.
    Diğer sorularınız ise bizi subjektif veriye götürür.
    Ahmet Yılmaz 12 Şubat 2017

    İçinde bulunduğum bir sisteme objektif bakmak biraz zor. Mum dibini aydınlatmaz. sorulara gelince, son 15 yıl baz alınmalı çünkü başkanlık sistemini gündeme getiren siyasal yapının ürünü olan bir talep. Neleri yaptılar? Neleri yapamadılar? Neleri yapmak istiyorlar?
    Hangi güç ve imkan bunları başarmalarına engel oldu da, daha geniş bir hareket alanı lazım oldu?
    Ve yapmak istedikleri, bu toplumun ihtiyacını cevaplıyor mu?
    Siyasilerin ne istediğini bilmeden ve bu gücü hangi mekanizmalarla kontrol edeceklerini anlamadan, bu önerinin mantıklı olup olmadığını söylemek zor.
    Bu durumda sadece herkes gibi şahsi yargımla fikir yürütebilirim. Yani bilgi eksikliği olduğu için, bilimsel teknik kullanamam.
    Bilimsel bakış istiyorsanız, soruna dıştan bakmak lazım. Gözlemci olmak lazım.
    Kendi hayatımdaki iyi ya da kötü olaylara göre varacağım hiç bir yargı, objektif olamaz.
    Bu nedenle sorularınıza ancak, bizi ve çocuklarımızı nasıl etkileyeceğini sorgulayarak cevap verebiliriz.
    Bu arada , "Üçüncü bir nokta..." başlıklı paragraf, sorunuzun cevabını içeriyor.
    Burtay Mutlu (shibumi_tr) 12 Şubat 2017

    İçinde bulunduğumuz sisteme mantıklı karar alabilecek kadar objektif bakabileceğimizi düşünüyorum. Örneğin kararımızda etkili olan ekonomik parametre üzerindeki subjektif veriyi azaltıp objektif veriyi arttırmak şöyle sağlanabilir:
    1) 15 yıl önceki ekonomik gücümüzle bugünkü ekonomik gücümüzü karşılaştırmak yerine 15 yıllık enflasyon verilerini kullanırız.
    2) İlk aşamada kendi subjektifliğimizden kurtuluyoruz ancak o dönemdeki yönetimin subjektif verilerinden kurtulamıyoruz, enflasyon sepeti seçimi gibi.
    3) Biraz daha objektiflik için enflasyon verileri yerine ülkenin para biriminin değerini kullanabiliriz. 15 yıl önce 1000 liraya kaç gram altın alabiliyorduk, bugün aynı paraya kaç gram altın alabiliyoruz.
    Yukarıdaki adımlarla objektifliği arttırdık ancak asıl mantıklı karar almamızı sağlayacak olan bu 15 yıl parlamenter sistemle değil de başkanlıkla yönetilmiş olsaydı sonuç daha mı iyi olurdu yoksa daha mı kötü? Bunu nasıl anlayabiliriz...
    Ahmet Yılmaz 12 Şubat 2017

    Son sorunuza objektif yanıt üretmem mümkün değil. Çünkü daha iyi mi, daha kötü mü 'nün cevabı kişiye ve birikimlerine göre değişken...
    Enflasyon verileri gerçekçi değil. Çünkü ekonomi bilimi rakamları çok iyi abartıyor. Örneğin, 0.5-0.95 TL/kg üretim maliyeti olan domates, tüketicinin önüne gelene kadar 4-5 el değiştiriyor. Ve 2,5-3 ile 7 TL arasında fiyatlanıyor. Her el değiştirişinde, alan ve satan işlemlerinden cirosu büyüyor. Yani 0.5 TL lik üretim ekonomiye, 12-13 TL'lik kaydi para sokuyor. Katma değer filan dense de, bu aslında ürünün alım satımı ile oluşturduğu ekonomik hareketliliğin değeri. Ama üretimin karşılığı değil.
    Bu nedenle enflasyon rakamları üzerinde istenildiği kadar oynanabilir.
    Üstelik olay kapalı bir sistemde olmuyor. Ekonomiler, dış etkenlere de açıklar. O yüzden verdiğiniz örnekler sağlıklı bir değerlendirme aracı değil bence...
    İşin gerçeği nedir?
    Dünyanın üretim düzeni ve ekonomik yapısı değişiyor. Kıt kaynaklar daha da kıtlaşıyor. Gelişmiş ülkeler kendilerini kurtaracak düzenlemelere yöneliyorlar.
    Bilginin ve üreticilerinin ekonomiye hakim olduğu dönemler başladı. Bu dönemde artık muhteşem deha bilimadamları yok. Uzmanlaşmış ekipler ve bu ekiplerin ekip şefleri var.
    Nihai hedef ise genelde ortakların, hissedarların ya da toplumsal ihtiyaçların belirlediği bir dönemdeyiz.
    Bilim dünyasında bilgi üretim tekniği ve yöntemleri ne ise, ülke yönetiminde de benzeri olması gerekiyor bence.
    Çünkü sorunlar çok fazla, karışık ve karşılıklı ilişki içinde...
    Çözüm üretmek çoğu zaman mümkün olmayacak, mevcut durumda en dengeli yapı-sistem geliştirecek yönetim ekipleri lazım.
    Ve bu yönetim ekiplerinin çalışma prensiplerini belirleyecek sıkı, net, açık ve şeffaf bir sistem.
    Başkanlık sistemi bunları verir mi, bilmiyorum.
    Burtay Mutlu (shibumi_tr) 12 Şubat 2017
  
 
   İyi, kötü sözcüklerini şu anlamda kullandım: Aynı paraya 15 yılda aldığımız altın miktarının parlamenter sistemde 15gr azaldığını düşünelim. Başkanlık sistemi olduğunda 15gr'dan daha az azalma olursa, örneğin 10gr, daha iyi demek; 15gr'dan daha çok olursa, örneğin 20gr, daha kötü demek. Yani kişiye göre değişmiyor.
    Sistemin dışa açık olması çok da önemli değil. Hatta dıştan gelen etkileri sistemin ne kadar başarı ile yönettiğinin göstergesi de bu parametrenin içinde gizli.
    Benzer aşamalardan geçmiş bir ülke bulabilirsek koordinat sistemi değiştirir gibi parametreleri dönüştürebiliriz. Böylece sonuca ulaşabiliriz diye düşünüyorum...
    Ahmet Yılmaz 12 Şubat 2017
 
    Altın bazında ise son 20 yılda alım gücü kaybı var. Ama altın bir ölçü değil bence. Çünkü 20 yıl evvel 1 gr altın ile alabildiklerimizi şu an 2 gram altın ile de alabiliyoruz. Kimi ürünlerde 0.5 gram altın ile de alabiliyoruz.
    Bizim ekonomik ve sosyal refah düzeyimizi belirleyecek olan şey, üretim gücümüz ile kendi kendimize yeterlilik düzeyimizdir.
    Bugün 3ncü dünya savaşı çıksa ve tüm sınırlar kapatılsa, Türkiye savaşa katılmayan bir tarafsız ülke olsa... Elimizdeki ürünler ve malzeme ile kendimizi ne kadar süre idare edebiliriz?
    Asıl ekonomik güç göstergesi budur?
    Eğer bu tür bir kapalılığı 2-3 yıl yaşarsak, elimizdeki buğday ekmek için yetecek mi? Üretimimiz ve teknolojimiz bunu karşılayabilecek mi? Enerji ihtiyacımızı azaltıp, kendimize enerji üretebilecek miyiz?
    Her ne kadar şu an ki global ekonomi de bu hayal gibi gözükse de, bir ülkenin gerçek gücünü üretim yapısı ve teknolojisi belirliyor. Yoksa rakamlar değil.
    Bence böyle bir durumda, bırak 4 yılı, 6 ay sonunda, karne ile bile ekmek bulamayız.
    Üretmiyoruz. Üretmek ciddi fedakarlık ve özveri istiyor. Bolca tüketiyoruz. Borçlanıyoruz. Sadece kendimizden değil, gelecek kuşaklarımızıda borçlandırıyoruz.
    Bu ekonomik sistem tökezlediği (tüketime dayalı büyüme) için, sistemi değiştirmek gerekiyor gibi...
    Başkanlık bunu mu sağlar, yoksa durumlarını korumak-geliştirmek isteyenlere fırsat mı sağlar bilmiyorum. Tamamen nerede durduğunuza ve baktığınıza göre göreceli.
    Eğer herhangi bir yönetim sistemi, bağımsız ve tarafsız bir hukuk sistemi altında olursa, hiç bir sistem zararlı olmaz. Hepsi başarılı olur bence.
    Burtay Mutlu (shibumi_tr) 12 Şubat 2017

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder