5 Mart 2016 Cumartesi

Din'i bilgi ve kaynaklar, bilimsel gerçeklerle örtüşmez.(mi? Yoksa?)

Pekçok yerde iddia edildiği gibi, din'i bilgi ve kaynaklar, bilimsel gerçeklerle örtüşmez. Din'i bilgi ve yaklaşım, bilimsel bilgi ve yaklaşımla tamamen zıttır. Din ve bilim birbirini beslemez, iddia edildiği gibi dost falan da değillerdir. (Düşmanlardır demek istemiyorum, düşmanlık ayrı birşey) Konu üzerine bu görüşteyim. Aksini düşünen iddia eden arkadaşların fikir ve açıklamalarını duymayı ve bunun üzerine konuşmayı çok isterim...
Görkem Öge 22 Temmuz 2015



dinin dogmatik bilimin sorgulayıcı olması en temel farklılık zıt olmaları ve ikisininde hayatı kendi bakışlarıyla açıklamaya çalışması çatışmaya zemin hazırlıyor ama insanlık farklı görüşe saygı duymayı bir gün öğrenecek mi ?
mimiuzay 23 Temmuz 2015

Dini bilgiler de, Tanrı'nın din gönderdiği fikri de mantıkla örtüşmez. Zaten 3 İbrahim'i din dışında peygamber gönderildiğini iddia den din yoktur. İnsan mantığının ulaşabileceği limit nokta, evrende, insanı aşan bir bilgi olduğudur.
Ali Uçar 23 Temmuz 2015

Bu linki devamli takip ederseniz ve derin arastirmaya girerseniz aslinda bilim ile ilimin celismedigini ayni seyi anlattigini farkedebilirsiniz...Evrensel isleyis sistemi TEKtir...http://okyanusum.com/
Evrensel Sirlar 24 Temmuz 2015

Mimiuzay… Sizinle hemfikirim ama bu fikrimizin konuyla zerre ilgisi yok. Unutmayınız ki “Gerçeklere demokrasi ile ulaşılmaz!” Bunu açıklayıp sözü uzatmayayım, anlayacağınızı umuyorum. Ali Uçar… “3 İbrahim'i din dışında peygamber gönderildiğini iddia den din yoktur” iddianızda yanılıyorsunuz… İslam, “Her ümmete uyarıcı gönderdik” der. Bu iddiaya göre, başka galaksilerdeki akıllı yaşamlara da peygamber gitmiş olmalı. Evrensel Sırlar… Verdiğiniz sitede, önerdiğiniz gibi derin araştırmaya girmeme hiç mi hiç gerek yok. Çünkü orada derinleşecek hiçbir şey yok. Astrolojiyi bilimsel bir disiplin olarak gören, “İnsanlığın oluş düzeni ve sistemi Astroloji ilminde mevcuttur” gibi bir cümleyi içeriğine alan hiç ama hiçbir kaynağı ve bu kaynağı bana öneren sizi de, en küçük ölçekte bile ciddiye almam olanaksız. Zaten nerede “bilim” kelimesi yerine “ilim” kelimesi kullanılıyordur, oradan hızla uzaklaşınız. Bunun üzerine binlerce sayfa/saat konuşmuşuzdur. Bu başlığı açmamdaki esas amaç zaten, “inanılacak” şeylerle “bilinecek” şeyleri ayırt edebilmemizin önemi. Sizin bu ayırımı fark edemediğinizi görüyorum ve umarım bir gün fark edersiniz diye umuyorum. Astroloji bilim değildir. Astrolojinin her kelimesi, cümlesi, dayanağı, noktası virgülü baştan sona “SAÇMALIK”tır… Aksini iddia ediyor iseniz, gerçekten akademik vasfa ve kimliğe sahip tek ama tek bir kuruluştan çıkmış, astroloji üzerine bir araştırma tez sonucu elde edilmiş kanıt, ispat gösteriniz. Tek bir tane… Gösteremezsiniz. Buna göre siz astrolojiye “inanıyorsunuz”dur Buna bir sözüm yok. İnanıyor olmanıza yani… Bu sizin tercihiniz. Ancak inanılmak üzere tasarlanmış hiçbir şeyi lütfen bilimle karıştırmayalım.
Görkem Öge 24 Temmuz 2015

inanmak ve bilmek ayrı kavramlar olabilir ama bütün algılarımız birbiriyle bağlantılıdır.yani bazı insanlar bilmediği şeye inanmak istemez basite indirgemekte istemez düşünceler komplekstir tıpkı nöron ağlarının bağlantıları gibi.
mimiuzay 24 Temmuz 2015

Sevgili Gorkem Bilen kimseye birsey ogretilemez...Bu sayfayi objektif olarak bildiklerini bir kenara koyarak degerlendirmeyi denemelisin...Yoksa kaybediceklerini hayal bile edemezsin...Bilim ve din birlikte olamaz onyargilarinla ciddiye almamanin faturasini sonsuz bir hayatta kaybedeceklerinle odersin...Tabii karar senin ve herkes kendi secimlerinin sonuclarin yasar....Insan beyninin Evrendeki tum frekanslari OKUYAbilecek ve desfire edebilecek kapasitesinden ve bunlarin Noron aktiveteleriyle baglantilarindan haberi olmayan birinin bilimsel konustugunu sanmasida ayrica cok tuhaf...Ve dinde kader adiyla isaret edilen ALlahin Yaratma mekanizmasinin GAlaksilerden , KAranlik madde denilen bilimin bugun algilayamadigi yapilardan, burclar denen yildiz ve gezegen sistemlerinden gelen FOTONlarin,enerji parcaciklarinin DNAlarimizi ve gezegenimizi devamli formatliyarak bizlerde degisikliklere yol actigini ve duygulari, akil yetilerimizi, fiziksel yetilerimizi, genetigimizi, tum enerjimizi etkiledigini bilmemek, redetmek hele bugun kara cahil olmakla esdeger...Kucucuk AY bile okyanuslari kilometrelerce gelgit yaptirirken, vucudunun fiziksel bolumunun %90 i su olan bizler nasil etkilenmeyiz...Bunlar bile objektif dusunen insanlara kapi acmaya yeter...Karar senin...Kimseye zorla birsey tavsiye edilemez...Nacizane dost tavsiyesi yolladigimiz linki ve soylediklerimizi ciddiye aliver...sevgiler
Evrensel Sirlar 24 Temmuz 2015



Görkem Öge, dini bilgi ve kaynaklardan kastın nedir bilmiyorum ama ben dinimizin kitabı olan Kur'an'daki ayetlerden Allah'ın, peygamberlerinden sonra gelen en emin insanlar olarak bilim adamlarını gösterdiğini okudum. Allah’ın bizler için gönderdiği kitabının başında kullarına “Oku” dediğini, içindeki birçok ayette (Prof. Dr. Y. Nuri Öztürk olsaydı, Kur’an’ın içinde kaç kez geçtiğini de söylerdi) aklımızı çalıştırmamızı istediğini, aklını çalıştırmayanın üzerine pislik yağdıracağını okudum. Ayrıca en büyük düşman olarak ne ateisti ne de namaz kılmayanı konu etmediğini, dini ihtiraslarına alet edip insanları sömürenleri ve sinsi emellerine ulaşmak için namaz kılanları ve kamu hakkı yiyenleri lanse ettiğini okudum. Din ile bilim arasındaki ilişkilere, söylentiler bazında değil de Kur’an içindeki ve Kur’an dışındaki dini bilgilerin birbiriyle bağdaşıp bağdaşmadığını ve bağdaşıp bağdaşmama nedenlerinin neler olabileceğini bilimsel kurallar çerçevesinde araştırma bazında bakmak ve ondan sonra bir yargıya varmak daha doğru olur diye düşünüyorum. Unutmamalı ki bilginin doğru olanı değerlidir, doğru olmayan bilginin el üstünde tutulması değil elimine edilmesi gerekir. Konu üzerinde sayfalarca bilgi alışverişi yapılabilir. Ben din açısından giderek kısa bir açıklama yaptım. Bunun bir de bilim tarafından bakılarak açıklaması var ki onun da düşündüğünün tersi doğrultuda olduğunu biliyorum. Kolay gelsin
Cem Murat 25 Temmuz 2015


Din insanın bilinmeyen karşısında güvenini artıran ve destekleyen bir kavramdır. Çoğu din; insanın, günlük hayatındaki kontrol gücünü artırma ihtiyacından doğmuştur. Doğa dinlerindeki büyülere, sihirlere, fallara, yıldızlara; çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerde dualar eklenmiştir. ( Bir kelimeyi- cümleyi belli bir sayıda söyleten dualar ile sağlık, sıhhat, huzur, aşk veya başarı beklemek aslında sihirin yeni bir görünümü olmuştur. Yani, (bence) şirktir.) Klan yaşamından, şehir devletlerine yöneliş ile doğa dinleri çok tanrılı dinlere, büyük krallıklar ve imparatorluklar ile de tek tanrılı dinlere yöneliş olmuştur. Çünkü din aynı zamanda elit ve yönetici tabakanın toplumu daha kolay idare edilebilmesi ve yönetebilmesi için düzen kurucu biçimlendirici olmuştur. Özellikli biat ve itaat işlenmiş, sorgulamadan kabul etme yüceltilerek bir meziyet olarak sunulmuştur…
Tek tanrılı dinlerin ilk dönemlerine yani topluma sunuldukları döneme bakarsak, bir devrim gibi hepsi var olan düzenleme ve uygulamaları sorgulayarak, eleştirerek işe başlamışlardır. Sorgulamayı, düşünmeyi öğütleyen ve destekleyen dinler, tekelcilerin (ruhban sınıfın, (bizde hocaların, şıhların, efendilerin, bürokratların, padişahların, din alimlerinin) kontrolüne geçtikçe sorgulamadan itaat yüceltildi.
(Batı Rönesans ile bu dönemi geçerken, orta doğu hala aynı zihniyet dönemini yaşıyor. Oysa İslam da sorgulama, okuma, düşünme esastır)
Din ile bilim arasındaki çatışmanın temeli de bu noktaya dayanır. Bilim hiçbir konuda dogma zorlamaz. Bir durum ele alınır, sorgulanır, gözlemlenir, tekrarlanır ve bağımsız farklı kaynaklarca da aynı süreç tekrarlanır … Her seferinde aynı kesinlikle sonuç alınırsa bu durumun bir kural olduğu kabul edilir. Eğer evrim gibi çok uzun bir süreci ele alıyorsa, gözlem ve matematiksel mantık ile tümevarım yapar. Yine de tekrarlanarak gözlemleme süreci çok uzun olduğu için günübirlik yaşayanların bolca saldırısına açık olur. Üstelik canlı gibi çok fazla değişkene sahip bir nesne de temel kuralları ve destekleyici ayrıntı kurallarda zor kurulur. Yine de elde edilen sonuçlar, bir çok bağımsız gözlemcinin farklı sonuçları ile uyumlu olduğu için ana kurallar çıkartılabiliyor. Yine de evrim, doğanın canlılar dünyasındaki kuantum alanıdır. Yani size tek, net bir sonuç vermez. Olasılıklar ve değişkenlere göre olası sonuçları verir. Bu yapısı ne yazık ki, bir çok firsatçı için saldırı ve propaganda aracıdır.

Din ile bilimin ayrı olduğu ve kişileri zorladığı noktayı bu örnekleme ile sanırım anlatabildim.
Bilim din ile çelişir mi? Bu tamamen subjektif bir konu. Eğer dine ya da bilime yaklaşımınızda bunlardan birinin gözü ile diğerini değerlendirirseniz, elbette çelişir.  Ama eğer dini insanın bilinmezi arayışı ve cevaplaması olarak ele alırsanız, bilim içinde aynı şeyi düşünürseniz  birbirlerini destekleyici tamamlayıcı olurlar. Din size bilimin asla gitmeyi düşünmeyeceği yollarda  bakış açısı ve yaklaşım sunar. Bilim ise bu yaklaşımların doğruluğunu denetler…

Örneğin, tüm dinlerde başlangıçtan önce hiçbir şey yoktur. Sonra bir anda her yer ışık olur ve her şey oluverir. Üstelik zaman kavramları da görecelidir.

Bilime göre her şey, tek ve homojen bir kaynaktan doğmuştur. Üstelik bu kaynak zamanla farlılaşmış olsa da her yerdedir.

Bizim hatamız, canlılığı, cansızlığa göre çok üstün görmemizde. Oysa canlı birimlerin uzun vadeli fizyolojik durumlarını özellikle enerji girdi ve çıktıları açısından ele alsak; entropiye uygun olarak enerjinin ortalamaya dağılmasında farklı bir yol olduğunun düşünebilirdik. Besleniriz enerji alırız, iş yaparız enerjiyi dağıtırız. Ölürüz, yaşam boyunca depolanmış cansız maddeler ve kaynaklar daha küçük birimlere dağıtılır.

Bu nedenle din ile bilim aynı kefede ele alınmamalı. Elma ile armut toplamak olur bu. Eşdeğer, aynı, benzer değiller. Aynı sorulara farklı cevapları olabilirler. Bunlardan işinize geleni kabul edebilirsiniz. Ya da etmeyebilirsiniz.
Sonuçta ikisi de insanlığın bilinmeyene cevap verme çabasının ürünüdür. Her ikisi de kendi koşullarına göre doğruları ya da doğruya yakınları içerebilir. Mesela, eğer Planck uzunluğu şu an‘kinin iki katı olsaydı; sonsuza giden sabit Pi sayısı farklı olabilirdi. Yani çapını veya çevresini bildiniz bir çemberin diğer ölçüsü ve buna bağlı olan tüm trigonometri farklı olacaktı. Çünkü evrenin eğimi farklı olurdu.

Yani sayısal değerlerin kesinliği için bile “ceteris paribus” var.

Burtay Mutlu 27 Temmuz 2015.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder